Vücut Sıvı Kompartmanları Hakkında Bilgi

madde alışverişi Vücut Sıvı Kompartmanları Hakkında Bilgi

Madde Alışverişi

Vücut Sıvı Kompartmanları Hakkında Bilgi

Vücut Sıvı Bölükleri ve Biyokimyasal Özellikleri

Canlının yaşam koşullarına adaptasyonu için iç ortamın normal kompozisyonunun korunmasına hemostaz denir. Vücuttaki kimyasal tampon sistemlerin, akciğer ve böbreklerin, hücre içi ve hücre dışı bölüklerdeki su volümünü, kons. ve pH’ı ayarlamak üzere birlikte çalışarak dinamik bir denge oluşturması ile hemostaz sağlanır.

İç ortam ile ilgili sabit tutulması gereken özellikler :

Ekstrasellüler ve İntrasellüler sıvının : Volümü, Ozmolalitesi, İyon kompozisyonu, pH’ı ve Vücut sıcaklığı

Total vücut suyu

Normal bir erişkinin vücut ağırlığının %50-70’i sudur. Toplam vücut sıvısı, vücut ağırlığının erkekte % 60, kadında % 50 si (%15 değişim sınırları) 70 kg  erişkinde →  45 L vücut suyu. Kadında vücut yağı daha ­yüksek, su daha düşüktür. Zayıflarda su % 70­ // yağ düşük; Şişmanda su %50 düşük // yağ­ yüksektir. Obezitede vücut suyu azalır. Adipoz doku su düşük (%10) ; Beyinde ­ (%90)

Vücutta suyun dağılımı değişkenlik gösterir. Kemik, diş düşük; K.c, kas, böbrek yüksek­  (metabolik olaylar hızlı olduğundan). Yaşlandıkça su içeriği değişir. Yaş arttıkça ­ vücut su içeriği azalır. Yaşlıda vücut ağırlığının→ % 50’si, Yeni doğanda vücut ağırlığının → %70’i sudur.

Hücrenin hidrasyonu neden önemli?

Hücre içindeki yapıların stabilitesi ve enzim aktivitesi için uygun olmalıdır. Su ve elektrolit dengesinin sürdürülmesinde böbrekler temel rol oynar.

Vücutta su, sodyum ve potasyumun dağılımı

Başlıca sıvı kompartmanları: intrasellüler sıvı (ICF) ve ekstrasellüler sıvı (ECF). ECF 2 kısma ayrılır: interstisyel sıvı ve plazma. Hücre membranlarının içinde ve dışında sodyum ve potasyum konsantrasyon gradientini sağlayan Na+/K+-ATPaz. ECF ozmolalitesinin ve sıvının intra- ve ekstrasellüler kompartmanlar arasındaki dağılımının temel belirleyicisi sodyumdur. Plazma ve interstisyel sıvı arasında (ekstrasellülerin iki alt bölüğü) suyun dağılımını belirleyen ise plazma proteinleri tarafından oluşturulan onkotik basınçtır.

İntrasellüler bölük (Hücre içi sıvısı)

Vücut suyunun  2/3’üdür. Hücre metabolizması ile  ilgili kimyasal reaksiyonlar gerçekleşir. Plazma membranı (yarı geçirgen) ile dış ortamdan ve diğer hücrelerden ayrılır. Primer katyonu: K+, Daha az oranda: Mg+, Na+ vardır. Primer anyonlar: proteinat, fosfatlar, az miktarda Cl- ve HCO3.

Vücut ağırlığının ~ %20’sini oluşturan

Ekstrasellüler Bölük, 4 kısımdan oluşur:

İnterstisyel sıvı ve lenf  

İntravasküler sıvı (Plazma)

Yoğun bağ dokusu ve kemik

Transsellüler sıvılar:  plazmadan epitel membranları ve kapiller membranlar ile ayrılmışlardır:  BOS, perikard, plevra, periton, sinovia, intraoküler sıvılar.

Ekstrasellüler Bölüğün interstisyel sıvı ve plazma dışındaki diğer iki alt bölüğü;

Yoğun bağ d.kıkırdak, kemik sıvıları → avasküler olduğundan elektrolit ve sıvı alışverişi güçtür.

Transsellüler Sıvılar → hücrelerin transport  ve sekretuar aktivitesi sonucu oluşur. Gastroint. s., genitoüriner s. idrar, tükrük, BOS , gözyaşı, nazorespiratuar sıvılar, sinovyal sıvı vs.

iyon dağılımı Vücut Sıvı Kompartmanları Hakkında Bilgi

İyon Dağılımı

Plazma ile interstisyel sıvıyı birbirinden ayıran kapiller membran: Su ve elektrolitlerin serbestçe geçişine izin verir, proteinlere karşı ise geçirgen değildir. İyonlar ve düşük molekül ağırlıklı maddelerin konsantrasyonları açısından plazma ve interstisyel sıvı birbirine benzer, ancak plazma protein derişimi interstisyel sıvıdan x4-5 daha yüksektir. Plazmadaki katyonların toplam kons. ≈150 mmol/L olup bunun 140 mmol/L’si sodyum, 4 mmol/L’si potasyumdur. Plazmada en fazla miktarda bulunan anyonlar klorür (100 mmol/L) ve bikarbonattır (25 mmol/L). Na+ plazmanın (ekstrasellüler) primer  katyonu (136-145 mEq/L), Cl- (105 mEq/L) ve HCO3– (25 mEq/L plazmanın primer anyonlarıdır. Plazmanın diğer anyonları: fosfat, sulfat, proteinat, organik asidler (laktat, sitrat, piruvat, asetoasetat, 3-hidroksi bütirat). Anyon boşluğunu oluşturan bu anyonlar lab.da rutin olarak ölçülmezler.

Su, pek çok hücre membranından serbest difüzyonla geçer, Ancak iyonlar ve nötral moleküllerin geçişi için spesifik transport proteinleri (iyon pompaları) gerekir. Bu pompaların en önemlisi   sodyum/potasyum ATPaz  (Na+/K+-ATPaz)’dır. Hücre membranında sodyum ve potasyum gradientlerini sağlar. Hücre sitoplazmasındaki sodyum derişiminin birincil belirleyicisidir. Hücrenin volümünün, sitoplazmik pH ve kalsiyum düzeylerinin belirlenmesinde de Na+-H+ ve Na+-Ca2+ değiştiricileri aracılığı ile rol oynar.

ECF’nın volüm ve iyonik yapısını kontrol eden hormonlar doğrudan böbrek ve barsaklardaki sodyum pompası üzerinden etki yaparlar. Epitelden su ve sodyum transportu birlikte gerçekleştiği için; barsaklardan suyun emilimi ve böbrekte geri emilimi de sodyum pompasının çalışmasına bağlıdır. Bu pompanın böbrekteki işlev bozukluğu hipertansiyon, ince barsaktaki bozukluğu ise kronik ishal (diyare) nedenidir. Na+/K+-ATPaz hücre membranında  transmembran potansiyel ve iyon gradientleri oluşturur. Hidrolize edilen her ATP molekülü ile 2 potasyum iyonu hücre içine girerken, 3 sodyum iyonu hücre dışına çıkarılır. Na+/K+-ATPaz iki alt birimden oluşur: katalitik alt birim (α) ve yapısal alt birim (β).

İyon kanallarından elektrolitlerin pasif geçişi sodyum potasyum pompasının oluşturduğu elektrokimyasal gradient ile olur: Elektrokimyasal gradientin oluşturduğu enerji ile glukoz, amino asidler ve fosfat sodyum iyonları ile birlikte taşınır (kotransport). Hücre membran potansiyeli 60-90 mV, olup hücre içi negatifdir. Membranın depolarizasyonu, voltaj-bağımlı Ca kanallarını aktive eder:   intrasellüler kalsiyum artar.

VÜCUT SIVILARININ İYONİK BİLEŞİMİ

Elektrolit bileşimi plazmaya benzeyen sıvıların kaybı dehidratasyona neden olur, plazma elektrolit derişimleri normal kalır. Ancak kaybedilen sıvının sodyum derişimi plazmadan az ise (ter) dehidratasyona hipernatremi de eşlik edebilir. Vücuda aşırı sıvı yüklenen durumlarda (su zehirlenmesi) ise genellikle  hiponatremi görülür.

VÜCUT SIVILARININ İYONİK BİLEŞİMİ FARKLIDIR

Bu nedenle sıvı kaybı sonrası ortaya çıkan klinik bozukluklar da farklı olur. Örneğin ter, plazmaya göre daha az sodyum içerdiğinden, aşırı terlemede ağırlıklı olarak su kaybı söz konusudur: bu durum plazmadaki sodyumun ‘yoğunlaşmasına’ ve sonuçta hipernatremiye neden olur. Barsak sıvısının sodyum içeriği plazmaya benzer ancak içinde önemli miktarda potasyum da bulunur. Bu nedenle şiddetli ishal sonrasında dehidratasyon ve hipokalemi ortaya çıkarken plazma sodyumu değişmeyebilir.

OZMOLALİTE

1 kg su içinde çözünmüş madde konsantrasyonudur. Vücut sıvılarının ozmolalite birimi :mOsm/kg H2O’dur. Ozmotik basınç partikül sayısına bağlıdır, partikülün yükü ve büyüklüğü önemli değildir. Suda çözünen tüm moleküller ozmotik basınca katkıda bulunur. Ozmotik basınç, çözeltinin molalitesi ile orantılıdır. 37° C’de 1 kg H2O içinde çözünmüş 1 milimol substratın uyguladığı ozmotik basınç 19 mmHg’dir. Fizyolojik koşullarda ECF’daki ozmotik aktivite gösteren moleküllerin ortalama konsantrasyonu  290 mmol/kg H2O’dur.  ICF ve ECF arasında suyun hareketini belirleyen ozmolalitedeki değişimlerdir. ICF veya ECF’deki ozmotik aktif iyonların konsantrasyonu değiştiğinde ozmotik basınç farkı oluşur (ozmotik gradient) ve bu da suyun kompartmanlar arasında hareketine neden olur. Su daima, düşük ozmolaliteden yükseğe doğru hareket ederek ozmotik basınçları eşitlemeye çalışır. ECF’da en fazla bulunan iyon sodyum olduğundan, ozmolalitenin temel belirleyicisi de SODYUMdur. Normalde plazmanın glukoz konsantrasyonu (5 mmol/L; 90 mg/dL) ozmolaliteye anlamlı bir katkı yapmaz; ancak diyabette hiperglisemi oluştuğunda anlamlı olabilir.

PLAZMA OZMOLALİTESİNİN KONTROLÜ

Plazma ozmolalitesinde %1-2’lik değişimler, ozmolaliteyi normale döndürecek mekanizmaları tetikler. Hipotalamusdaki ozmoreseptörler uyarılarak susuzluk hissi oluşur. Hipotalamik uyarılar sonucu arka hipofizden salınan ADH nefrondaki distal tüpler ve toplayıcı kanallardan su geri emilimini arttırır. Bu şekilde, plazma ozmolalitesi su alımı ve su atılımının düzenlenmesi ile belli sınırlar arasında tutulur. Ekstrasellüler sıvının esas fonksiyonu hücreleri beslemek ve onların atıklarını uzaklaştırmaktır. Normal ekstrasellüler volümün korunması (özellikle dolaşan komponent= intravasküler volüm/efektif volüm) çok kritiktir! Sodyum: ektrasellüler sıvının volüm ve ozmotik basıncını belirleyen en önemli faktördür.Vücut sıvı dengesini sağlayan temel efektör organ böbrektir.

    Makale Yazarı: duslerkulup2

Sizde yorum yazabilirsiniz...