Solunum Merkezleri ve Solunumun Kontrolü

İnsan Anatomisi Solunum Merkezleri ve Solunumun Kontrolü

İnsan Anatomisi

Solunum Merkezleri ve Solunumun Kontrolü

SOLUNUMUN KONTROLU

Solunum, otonom ve ritmik bir olaydır; nörojen ve mekanik faktörlere bağlı olarak sürdürülür. Solunumun kontrol merkezi; medulla’da , pons’ta ve omurilikte yer alır.  Medullada bulunan hücre kümeleri iki grup nörondan oluşur. Birinci grup, “dorsal respiratuvar grup”, solunumun sadece inspirasyon döneminde aktif olan hücreleri; ikinci grup “ventral respiratuvar grup” solunumun hem inspirasyon hem de ekspirasyon devrelerinde aktif olan hücreleri kapsar.  Pons’ta iki solunum merkezi vardır.

  • Apnestik merkezdir
  • Pnömotaksik merkezdir

Apnestik merkez; inspirasyonun süre ve derinliğini artırır yani inspirasyonu durdurma veya sürdürme işlevini yönetir.

Pnömotik merkez; apnetik merkezin inspirasyonu durdurma zamanını belirler, solunumun süre ve derinliğini kısaltır.

Merkezi kemoreseptörler kemosensitifdir. PCO2 ve H+ iyon değişimlerine karşı çok duyarlıdırlar. Bu reseptörler, kan-beyin bariyeri ile kandan ayrılmış olarak beyin-omurilik sıvısı içindedirler.

SOLUNUM MERKEZLERİ

PONS   4. Ventrikül – > Pontine Respiratory Çekirdekler

BULBUS  Obex -> Ventral Respiratory Çekirdekler ve Nucleus tractus solitarius

MEDULLA SPINALIS – > Nucleus phrenicus

GLOMUS CAROTICUM (KAROTİS CİSİMCİĞİ): Kırmızı kahverengi renkte ve elipsoidal yapıda, 5-7 mm uzunluğunda, 2.5 mm genişliğinde cisimciklerdir. A. carotis communis’in çatallanma yerinin arkasında ya da a. carotis externa ile a. carotis interna’nın başlangıç yerleri arasında adı geçen bu arterlerin fibröz tabakasına gömülü olarak bulunur.     Kapsüllü bu yapı içinde, kandaki oksijen ve karbondioksit düzey değişmesi ile uyarılan arteriyel bir kemoreseptör vardır. Karotis cisimcikleri kanın kimyasal bileşimindeki değişikleri okuyan bir kemoreseptör olarak çalışır.

Damardan geçen kanın oksijen miktarının düşmesi veya karbondioksidin artması 9. ve 10. kraniyal sinirlerde refleksleri başlatarak solunumu uyarır. Bu kemoreseptörler uyarıldığında uyarı n. glossopharyngeus ve n. vagus’un sensitif dallarıyla beyne kadar taşınır. Böylece beyin sapında bulunan solunum merkezini uyararak solunumu hızlandırır. Aynı zamanda dolaşım merkezini de etkileyerek dolaşımın da hızlanmasını sağlar.

Sinus caroticus: A. carotis interna’nın a. carotis communis’dan ayrıldığı yerde damar dış duvarının 1 cm’lik bölümünde bir şişkinlik görülür. Sinus caroticus olarak adlandırılan bu şişkinliği yapan damar duvarının tunica adventita’sındaki baroreseptörlerdir.  Kan basıncı değişikliğini algılayan bu reseptörlerin uyarıyı n. glossopharyngeus’un visseral dalları ile beyne taşımasının arkasından medulla oblongata’daki dolaşım merkezi uyarılır.

Klinik bilgi: Sinus caroticus’un aşırı duyarlılığı durumlarında her iki sinus caroticus’a uygulanacak basınç kalp atım sayısında azalma, kan basıncında düşme, bayılma ile birlikte beynin iskemi belirtilerini ortaya çıkarır.

Reseptörler sistemi

1- Kimyasal reseptörler

2- Mekanik reseptörler

Kimyasal reseptörler: Merkezi ve periferik olmak üzere iki lokalizasyon gösterir. Arter kanında CO2, O2 ve pH değişmelerine bağlı olarak ventilasyonun düzenlenmesi kimyasal reseptörler aracılığıyla yürütülür. Pratikte inspirasyon havasında CO2’in %15’lik bir konsantrasyona kadar artması ventilasyonun dakika hacmini artırır. Ancak %15 konsantrasyon üzerindeki CO2 inhalasyonu daha fazla artma yapmaz; tersine ventilasyon azalmaya başlar.

Hipoksemi geliştiğinde, karotid ve aorta cisimciklerinin uyarılması ile nöral afferent aktivite başlar. Karotid reseptörlerinden kalkan uyarılar N. glossopharyngeus yoluyla, sonra uyarılar ise N. vagus yoluyla merkezi sinir sistemine (medullaya) taşınırlar. Kemoreseptörlerde nöral aktivitenin başlaması ile solunum hızı ve derinliği artarak ventilasyon hacmi yükselir (hiperpne).  Mekanik reseptörler; üst solunum yolları, akciğer, toraks ve diyafragmada bulunurlar. Solunumun hacmi ve inspirasyon-ekspirasyon zamanlaması bu reseptörlerden kalkan uyarıların neden olduğu refleks yolu ile düzenlenir.

Dekompressiyon: Bir başka tehlike de 25,000 feet üstü (7500 m) irtifalarda dekompressiyon oluşma riskidir. Derine dalanlarda olan vurgun yeme olayının aynısı bu sefer yüksek irtifalarda oluşur- bu irtifada kan damarlarındaki sıvı nitrojen (soluduğumuz havanın %78 i azottur) gaz haline geçmesidir. Kabarcıklar halinde damarları tıkar (emboli) kan akımını engeller, baş dönmesi, ağrı, bilinç kaybı, damar tıkanıklığına bağlı krizler ve felçler de meydana gelebilir.  Bu nedenle yüksek irtifalarda sadece oksijen solumak yeterli değil aynı zamanda basınçlı kabinlerde bulunmak zorunluluğu vardır.

Beyindeki Solunum Merkezleri Solunum Merkezleri ve Solunumun Kontrolü

Beyindeki Solunum Merkezleri

    Makale Yazarı: duslerkulup2

Sizde yorum yazabilirsiniz...