Orhun Yazıtlarının Özellikleri

1236528917mongolia historic orkhon inscription 4 343px Orhun Yazıtlarının Özellikleri

ORHUN YAZITLARI

A)TÜRKLER VE EDEBİYAT

1)İSLAM ÖNCESİ TÜRKLERDE EDEBİYAT
Her ulusta olduğu gibi,Türkler?de de,daha yazının bilinmediği zamanlar

da dahi sözlü bir edebiyat vardı. Sözlü edebiyat, kuşaktan kuşağa, ağızdan geçerek sürüp giden bir edebiyattır.

İslamlıktan önceki çağlarda,sanatlar birbirlerinden ayrılarak bağımsız hale gelmeden önce, Türk toplumunda şairler aynı zamanda rahip,
büyücü, bilici, hekim, dansçı ve musikci idiler. Bunlara Tonguzlar şaman,
Altay Türkleri kam, Yakutlar oyun, Kırgızlar baksı, Oğuzlar ozan derlerdi. Bunların, Tanrılara kurban sunmak, ölülerin ruhlarının gökyüzüne çıkması için yol göstermek, kötü cinlerin getirebileceği hastalık vb. gibi kötülükleri büyü ile önlemek, hastaları sağıtmak, gelecekten haber vermek gibi görevleri vardı. Bütün bu işler özel törenlerle yapılır, bu törenlerde şamanlar çoşup kendilerinden geçerek çalar, söyler, dans niteliği taşıyan hareketlerle sıçrar, toplumu etkileri altında bırakırlardı. Bu dinsel törenlerde musıki ve dansla birlikte söylenen sözler, Türk şiirinin ilk örnekleri sayılmaktadır.

Din törenleri zamanla din dışı eğlenceler haline gelince, şairlik ayrı bir meslek halini almışsa da, uzun zaman yine musıkicilikle birlikte yürümüş,
şiirle musiki çok daha sonraki devirlerde birbirinden ayrılmıştır. Şairler, o çağda, şiirlerini kopuz denen bir sazla söylerlerdi.

Bu ürünler eski Türk topluluklarının sığır, şölen ve yuğ adını verdikleri törenlerden doğan ürünlerdir.
Sığır: Av törenlerine denir.
Şölen: Kurban törenlerine denir.
Yuğ: Yas, ölüm törenlerine denir.

Bu törenler şamanlar, kamlar, baksılar ve ozanlar tarafından yönetilir. Bunlar sazlarıyla bu törenlerde bazı destan parçalarını veya koşuk, sagu adı verilen şiirleri söylerlerdi.

İslamiyet Öncesi Türk Şiirinin Özellikleri:
-Hece ölçüsüyle söylenmiştir.(7?li,8?li,12?li)
-Yarım kafiye kullanılmıştır.
-Nazım birimi dörtlüktür.
-Dildeki kelime sayısı sınırlı kalmıştır,yabancı dillerin etkisi yoktur
-Tabiatla iç içe oldukları için sanatçılar benzetmelerde tabiattan yararlanmışlardır.
-Şiirlerde işlenen konular:kahramanlık,yiğitlik,ölüm,savaş ve aşktır.

SÖZLÜ ÜRÜNLER
KOŞUK
-Dörtlüklerle söylenilir.
-Hece vezni kullanılmıştır.Yiğitlik,aşk,tabiat gibi konular işlenir.
-Halk edebiyatındaki karşılığı ??koşma??,Divan edebiyatındaki karşılığı ??gazel??dir.
-Kafiye düzeni aaab,cccb,dddb şeklindedir.
SAGU
-Devlet büyüklerinin ölümü üzerine duyulan acıyı dile getirmek için söylenen şiirlerdir.
-Kafiye düzeni koşuktaki gibidir.
-Halk edebiyatındaki karşılığı “ağıt”, Divan edebiyatındaki karşılığı “mersiye”dir.
SAV
Kısa ve özlü sözlerdir. Atasözünün yerine kullanılmıştır.
DESTAN
Milletlerin zihinlerinde derin etki bırakan savaş, göç,afet, kıtlık gibi olayların etkisiyle söylenmiş,uzun manzum hikayelerdir.
-Olayların toplumda derin izler bırakmış olması.
-Olay ve kişilerin olağanüstü nitelikler göstermesi.
-Tanrıların olaylara karışması.
-Milli dil ve nazım şekilleriyle söylenmesi
B)ORHUN YAZITLARININ OLUŞUMU1)GÖKTÜRKLER DÖNEMİ KÜLTÜR YAŞAMI

Türk kağanları ve devlet adamları içinde yaşadıkları koşulları çok iyi biliyorlardı. Göktürkler zamanında Türkler?de bir ulus olma bilinci yeşermişti. Orhun Anıtları bunun en açık göstergesidir. Göktürk alfabesi ilk Türk alfabesidir. Yalnız yöneticiler değil,halkın çoğunluğu da okuma,yazma bilirdi.

Kazılarda Göktürkler?e ait çeşitli madeni paralar bulunmuştur. Bayrak olarak altın kurt başını kullanırlardı. Ergenekon destanı nedeniyle Göktürkler bozkurtu kutsal sayıyorlardı. Son yıllarda yapılan kazılarda çeşitli Göktürk heykelleri bulunmuştur. Issık göl yakınlarındaki Barsan harabeleri Göktürk uygarlığının simgesi sayılmaktadır.

Göktürkler?in kayalar üzerine yaptıları resimlerden giyim tarzlarıda anlaşılmaktadır. Çizme,pantolon,uzun kaftan giyiyorlar,saçlarını uzatarak arkalarına bırakıyorlar,sakallarını ise kesiyorlardı. Başlarına kürkten yapılmış börk,savaş sırasında ise tulga giyiyorlardı. Pantolon ve ceketi ilk kullananların Göktürkler olduğu,Avrupa?da Roma çağının sonlarına kadar harmaniyelere sarıldığı,ceket ve pantolonun ilk kez Hunlar tarafından Avrupa?ya getirildiği kaynaklarda yazılmıştır.

Göktürk toplumunun da çeşitli sınıf ve katmanları vardı. Asiller önde gelen kesimdi. Kağan?ın başını çektiği asiller vergi vermezler ve büyük saygı görürlerdi. Kağan?ın zevcesine hatun denirdi ve kadının toplumdaki yeri ön planda idi. Kadınlar erkekelerin yanı sıra toplum yaşamında her alanda çalışırlardı. İslamlığın benimsenmesinden sonra Türkler arasında asillik kalkmış,kadının yeri toplumda iyice gerilemiştir. Kadınlara saldırmanın cezası idamdı.Hırsızlık yapan çaldığının on mislini öder ve toplumdaki yerini yitirirdi. Eğer on mislini ödeyecek serveti yoksa özgürlüğünün yitirir ve köle olarak satılırdı. Evlenme servet ve asillik açısından yakın kesimler arasında olurdu. Asil genç kızlar halktan erkeklerle evlenmezdi.

Göktürkler yemeğe çok meraklıydılar. En çok börek,kaymak,bal ve tatlı yenirdi. Yoksul, zengin herkes günde iki öğün et yiyebilirdi. Az yemek yerlerdi. Bekletilmiş kısrak sütünden yapılmış kımız içerlerdi. Şarap da yaygındı. Sarhoş olmak ayıplanırdı. Yemek yerken müzik dinlenir ve şarkı söylenirdi. Yemekten sonra eller yıkanır ve temiz küçük havlularla silinirdi. Göktürkler?in iki yüzyıl boyunca sürdürdükleri bu kültürel gelenekler daha sonraları Uygur devleti sırasında da sürmüştü.

Göktürkler?de de,Hunlar gibi yılın belirli dönemlerinde çeşitli şenlikler düzenlenirdi. Her yılın beşinci yılında yapılan şenlikler en önemli olanıydı. Şenliklerde at yarışları yapılır,şarkı yarışmaları düzenlenir,kımız içilerek toplu halde şarkılar söylenirdi. Bu şarkılar yazılı olmadığından günümüze yansımamaştır. Göktürkler savaşmayı olduğu kadar eğlenmesini de seven bir toplumdu. Zaferlerden sonra da çeşitli eğlenceler düzenlenirdi. Göktürk eğlenceleri,Hunlardan kalma özelliklerle birlikte daha sonraları kurulan Türk devletlerinde de geleneksel olarak sürdürülmüştür.

Göktürk alfabesi günümüzde alfabenin temeli olmuştur. 38 harf vardır. Bunlardan dört tanesi sesli,geri kalanlar ise sessizdir. Orhun yazıtlarında ortaya çıkarılan Göktürk alfabesinin belirlenmesi Türkoloji çalışmlarında dönüm noktası olmuştuır. O dönemlerde Göktürkler?in yazılı bir alfabeye sahip olmaları kültür açısından ileri bir toplum düzeyinde bulunduklarını göstermektedir. Orhun yazısında sessizlerin yanında çeşitli işaretler de kullanılmıştır. Ayrıca bazı çift sesler de vardır.Vokaller ise çoğunlukla yazılmazlar.

2)BİLGE KAĞAN DÖNEMİ
Göktürk Devleti?ni yeniden canlandıran İlteriş Kağan?ın oğlu olan Bilge Kağan aynı zamanda Türk dilinin en eski örneklerinden Orhun Anıtları?ndan bazılarını diktiren Göktürk Kağanıdır. Babası öldüğünde sekiz yaşındaydı. Amcası Kapağan Kağan döneminde kendisinden bir yaş küçük kardeşi Kültigin ile birlikte yetişti. Daha 14 yaşındayken Göktürk ülkesinin batı bölgelerini yönetmekle görevlendirildi. Bu görevini başarıyla yerine getirirken birçok savaşa katıldı. Kardeşi Kültigin?de Kapağan Kağan?ın yanında büyük bir komutan olarak tanındı.

Kapağan Kağan?ın 716?da ölümü üzerine Göktürkler?in başına oğlu İnel(Bökü) Kağan geçti. Ama ülkeyi yönetmekte yetersiz görüldüğü için Kültigin aynı yıl,İnel Kağan?ı tahttan indirerek Göktürk yönetiminin başına ağabeyi Bilge Kağan?ı getirdi. Bilge Kağan bütün askeri yetkileri kardeşi Kültigin?e bıraktı. Amcası Kapağan Kağan zamanında yönetimden uzaklaştırılan Tonyukuk?u kendisine danışman yaptı.

Kapağan Kağan?ın son dönemlerdeki tutumu Türk boyları arasında huzursuzluk yaratmıştı. Ölümünden sonra çıkan taht kavgaları Türk boylarının ayaklanmalarına yol açtı. Bilge Kağan kardeşi ve danışmanının yardımlarıyla bu ayaklanmaları bastırdı. En büyük görev ordu komutanı Kültigin?e düşmüştü.

Göktürk Devleti?nin birliğinin sağlamlaştıran Bilge Kağan,Tonyukuk?un önerilerini dinleyerek Çin ile iyi ilişkiler içine girdi. Çin sınırındaki alışveriş yerlerinin düzenli işlemesini sağladı.Göktürkler bu yolla Çin?den sağladıkları ipeğin Asya?da ticaretini yaparak önemli gelir elde ediyorlardı. Göktürkler zaman zaman Oğuzlar?la savaşmalarına karşı Bilge Kağan döneminde oldukça rahat bir yaşam sürdüler. Ülkesinde yetişen ürünlerin halkanın yaşamasına yetmediğini bilen Bilge Kağan ticarete önem veriyordu. Birçok savaş bu ticaretin engellenmesi yüzünden çıkmıştı.

Ancak Tonyukuk?un 725?te,Kültigin?in de 732?de ölümünden sonra Bilge Kağan yönetimde yalnız kaldı.O da 734 sonlarında hakanlık danışmanı ve Çin Elçisi Buyruk Çor tarafından zehirlenerek öldürüldü. Ölmeden önce zehirlendiğini anlayınca kendisini zehirleyenleri ve iş birlikçilerini öldürttü. Büyük bir törenle gömüldü ve bir yıl sonra da,yaşamını kendi ağzından anlatan yazıtın bulunduğu anıt dikildi. Hoşgörülü bir kişiliği olan Bilge Kağan halkını mutlu kılmak için uğraşan başarılı bir önder ve devlet adamıydı.

Orhun Yazıtlarının Yazılmasına Neden Olan Etkenler
Orhun yazıtlarının yazılmasına neden olan etkenlerden en önemlilerinden biri Türk Kağanlar?ının devlet yönetimine karşılaştıkları sonrunlarını,başka devletlerle olan ilişkilerinin açıklanarak onlardan sonra gelecek olan diğer Türk devletlerine ışık tutması,yol göstermesi ve bilgi vermesi amacıyla yazılmıştır.

3)ORHUN YAZITLARI
Orhun Yazıtları,Göktürk İmparatorluğu?nun ünlü hükümdarı Bilge Kağan devrinden kalma altı adet yazılı dikilitaştır. Moğolistan?ın kuzeyinde,****** gölünün güneyinde,Orhun ırmağı vadisindeki Koşo saydam gölü yakınlarındadır.Bu yazıtlardan Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarından yaklaşık 360km uzakta,Tola ırmağı?nın yukarı yatağındaki Bayn Tsokto(Bayn Çokto)bölgesindedir. Bilge Tonyukuk yazıtlarının,(Orhun ırmağı civarında olmamasına rağmen),Orhun Yazıtlarıyla birlikte düşünülmesi,anılması Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtları ile aynı döneme ait olması ve aynı konuları içermesindendir. Yazıtlar Türk dili ,tarihi, edebiyatı,sanatı,töresi hakkında önemli bilgiler vermektedirler. Türk ve Türkçe adı ilk kez Doğu Göktürkler dönemine ait bu yazıtlarda geçmektedir.

Yazıtların üçü çok önemlidir. İki taştan oluşan Tonyukuk 716,Kültigin 732,Bilge Kağan 735 yılında dikilmiştir.Kül Tigin yazıtı Bilge Kağan?ın ağzından yazılmıştır. Kül Tigin Bilge Kağan?ın kardeşi,ihtiyar Tonyukuk ise veziridir. Anıtların olduğu yerde yalnızca dikilitaşlar değil,yüzlerce heykel,balbal,şehir harabeleri,taş yollar,su kanalları,koç ve kaplumbağa heykelleri,sunak taşları bulunmuştur.

Orhun Abideleri?ni ilk kez 1889 yılında Rus tarihçi Yardintsev bulmuştur.1890?da bir Fin heyeti,1891?de de bir Rus heyeti burada incelemelerde bulunmuştur.Bu heyetler yazıları çözememişlerdir, Fakat 1893 yılında Danimarkalı bilgin Vılhelm Thomsen 38 harfli alfabeyi çözerek yazıtları okumayı başarmıştır. Alfabenin dördü sesli,dördü sessiz harften oluşur. Yazıda harfler birbirine birleştirilmez,kelimeler de birbirinden iki nokta üst üste konularak ayrılır. Sağdan sola ve yukarıdan aşağıya yazılır. Orhun Abidelerinde yazılar yukardan aşağıya yazılmış ve sağdan sola doğru istiflenmiştir.

A)Kül Tigin Yazıtı
Kağan olmasında ve devletin kuvvetlenmesinde birinci derecede rol oynamış bulunan kahraman kardeşine karşı Bilge Kağan?ın duyduğu minnet duygularının ve kendisini sanatkarane bir vecd ve çoşkunluğun içine atan müthiş teesürün ebedi bir ifadesidir. Bilge Kağan bu ruh hali ile abide inşaatının başında oturup,eserin hazırlanmasına bizzat nezaret etmiştir.Abidedeki ulvi ve mübarek hitabe onun ağzından yazılmıştır,abidede o konuşmaktadır,müellif odur.

3,35 metre yükseklikte,kireç taşından yapılmış ve dört cephelidir. Doğu-Batı cephelerinin genişliği aşağıda 132,yukarıda 122 santimetredir. Kuzey-güney cepheleride aşağıda 46,yukarıda 44 santimetredir. Üst kısmı kemer şeklinde ve yukarıda beş kenarlı olarak bitmektedir.Anıtların uzunluğu 235 santimetredir. Yazıtın doğu yüzünde 40,kuzey ve güney yüzünde 13?er satır Göktürk harfli Türkçe metin vardır. Batı yüzünde ise,devrin Tang İmparatoru?nun Kül Tigin?in ölümü dolayısıyla gönderdiği Çince mesajına yer verilmiştir. Abidenin Çince kitabesinde Türk-Çin dostluğu,Türk imparatorluğu ve Kül tigin methedilmekte ve tanıtımakta,?Gelecek hadsiz,hesapsız nesillerin dimağlarında,onların müşterek muvaffakiyetlerinin şaşaası her gün yeniden canlansın diye,uzakta ve yakında bulunan herkesin bunu öğrenmesi için,bilhassa muhteşem bir kitabe yaptık? ve ?Böyle adamların ebediyen payidar olacaklarının muhakkak olmadığını kim söyleyebilir?Uğurlu haberleri ebediyen ilan için şimdi dağ gibi yüksek bir abide dikilmiştir.?Gibi ifadelere yer verilmiştir. Batı yüzüde Çince yazılar dışında yazıta sonradan eklenmiş Göktürk harfli iki satır bulunmaktadır. Yazıtın kuzeydoğu,güneydoğu,güneybatı yüzlerinde de Göktürk harfli Türkçe metinler mevcuttur. Kültigin yazıtında Göktürk tarihine ait olaylar,Bilge Kağan?ın azından nakledilerek birlik,bütünlük mesajı verilir. Yazıtın doğu,kuzey ve güney yüzlerinin yazıcısı,Yollug Tigin,batı yüzünün yazıcısı ise Tang İmparatoru Hiuan Tsong?ın yeğeni Çang Sengün?dür. Kül Tigin yazıtının doğu yüzünde,bütün Türk boylarının ortak damgası olduğu sanılan dağ keçisi damgasına;doğuya ve batıya bakan ?tepelik? kısımlarında ise,kurttan süt emen çocuk tasvirlerine yer verilmiştir. Yazıt geçen 1300 yıllık süreç içinde önemli ölçüde tahrip olmuştur. Zira yazıtın doğu ile kuzey yüzlerini birleştiren kısım yıldırım düşmesi sonucunda parçalanmıştır. Orjinalinde kaplumbağa kaide üzerinde bulunan yazıt,bu kaidenin de parçalanması üzerine 1911 yılında,sunak taşından kesilen granit bir blok üzerine oturtulmuştur.

B)Bilge Kağan Yazıtı
Kül Tigin anıtının bir kilometre uzağındadır. 734?te ölen Bilge Kağan adına Tenri Kağan tarafından yaptırılan bu anıt 735 yılında dikilmiştir. Yazıtta Bilge Kağan?ın ağzından devletin nasıl büyüdüğü anlatılmakta ve Kültigin?in ölümünden sonraki olaylar ilave edilmektedir. Ayrıca Kağan?ın konuşmasından başka yeğeni Yolluğ Tigin?in konuşmalarıda kayıtlarıda yer almaktadır. Yaklaşık 3,75 metre yüksekliğinde olan yazıt,dört cephelidir. Yazıtın doğu yüzünde 41,kuzey ve güney yüzlerinde 15?er satır Göktürk harfli Türkçe metin bulunmaktadır. Batı yüzünde ise(Kül Tigin yazıtında olduğu gibi),Çince bir metne yer verilmiştir. Batı yüzün tepelik kısımının ortalarına da Göktürk harfli Türkçe manzum metin yazılmıştır. Yazıtın güneydoğu,güneybatı ve batı yüzlerinde de Göktürk harfli Türkçe küçük metinler bulunmaktadır. Yazıtta olayları nakleden ve öğütler veren Bilge Kağan?dır. Yazıtta Kül Tigin?in ölümünden sonraki olaylar da ilave edilmiştir. Bilge Kağan abidesi hem devrilmiş,hem de parçalanmıştır. Onun için tahribat ve silinti bunda çok fazladır. Bu abidenin etrafında da yine türbe enkazı ve daha az olmak üzere heykeller,balballar ve taşlar vardır.

C)Tonyukuk Yazıtı
Diğer iki abidenin biraz daha doğusunda bulunmaktadır. Devrilmemiş, dikili dört cepheli iki taş halindedir. Birinci ve daha büyük olan taşta 35,ikinci taşta 27 satır vardır. İkinci taşta yazılar daha itinasızdır ve aşınma da daha çoktur. Bu abidenin yazıları Kül Tigin ve bilge Kağan?ınki kadar düzgün değildir. Bu abidede de yazı yukarıdan aşağı yazılmıştır. Fakat diğer ikisinin aksine satırlar soldan sağa doğru istif edilmiştir. Tonyukuk abidesinin yanında büyük bir türbe kalıntısı,heykeller,balballar ve taşlar vardır. Tonyukuk, Bilge Kağan?ın babası İlteriş Kağan?ın amcası Kapgan Kağan?ın ve Bilge Kağan?ın başbilicisi yani başveziridir. Bu anıtı ihtiyarlık devrinde bizzat kendisi diktirmiştir ve yazılar da kendisine aittir. Taşlarda Göktürklerin Çin esaretinden nasıl kurtulduğu,kurtuluş savaşının nasıl yapıldığı ve Tonyukuk?un neler yaptığı anlatılmaktadır. Birinci yazıt 243 santimetre;ikinci yazıt ise 217 santimetre yüksekliğindedir. Birinci yazıtta 35,ikinci yazıtta 27 satır Göktürk harfli Türkçe metin bulunmaktadır.

4)ORHUN ALFABESİ

İslamlıktan önceki Orta Asya Türkçe sinde başlıca iki edebi lehçe meydana gelmiştir. Bunlar, en kuvvetli örneği şu yazıtlarda gördüğümüz Göktürk lehçesi ile aşağıda göreceğimiz Uygur lehçesidir.

Bu yazıtlar çok işlek nesir üslubu ile yazıldığına göre, aynı lehçe ile meydana gelmiş, fakat ele geçmemiş daha birçok eserler olsa gerektir. İlk devre edebiyatının en kuvvetli örneklerini veren bu lehçe, bazı değişmelere uğramış olmakla birlikte Batı (Anadolu) Türkçe sinin kaynağı olmuştur.

Göktürkçe?nin Anadolu Türkçe sinden bazı önemli ayrılıkları şunlardır:
1-Bugün (G) ile başlattığımız sözler, Göktürkçe?de (K) ile başlar. Göz, gelmek, görmek kelimeleri köz, kelmek, körmek şeklindedir.

2-Göktürkçe?deki bazı (T) ler bugün (D) olmuştur. Timiş, tiyip yerine demiş, diyip gibi.

3-Bugün kullandığımız bazı (Y) lerin yerine Göktürkçe?de (D) kullanılmıştır. Ayak, boy, uyumak yerine adak, bod, udımak gibi.

4-Bugünkü bazı (V) lerin yerine Göktürkçe?de (B) vardır: vermek, var, ev yerine bermek, bar, eb gibi.

5-Göktürkçe?de olmak fiili bolmak, su ismi sub şeklindedir.

6-İsmin (i-) hali Göktürkçe?de (-g veya ?ig) şeklinde bulunur. Kişi-y-i, ordu-y-u, iş- iyerine kişiğ, ordug, işig gibi.

7-İsimin (e)hali Göktürkçe?de (-ke, -ga)şeklindedir. Kime kağana yerine kim-ke, kağan-ka gibi.

8-Göktürkçe?de belirsiz isim takımları çoğunlukla takısız söylenir. Türk milleti, Türk hakanı, Gök tanrısı yerine Türk budın, Türk kağan, Kök tengir gibi.

9-Kelimelerden isim ve sıfat türetmeye yarayan ?li (lı, lu lü) eki Göktürkçe?de ?lig, lıg şeklindedir. Vatan-lı millet, Hakan-lı millet yerlerine il-lig budın, kağanlığ budın gibi.

Göktürk yazıtlarında dil hemen hemen arı Türkçe?dir. Bununla birlikte Konçuy, biti-yad, yalmas (elmas) kamag (kamu) gibi yabancı kelimeler bu metinlerde de bulunmaktadır.

Aradan 1200 yıl geçtiği düşünülürse Gök-Türkçeye göre bugünümüzdeki dilimizde görülün bu değişmeler pek önemli sayılmaz. Yazıtlardaki kelimelerin pek çoğu (Kara, il, kanı (hani), kağan, bey, işitmek, oğul, kul, sözleşmek, taşra, özüm, sakınmak vs.) bugün hemen hiç değişmemiş bulunmamaktadır. Ayrıca anlam veya biçim bakımından az çok değişmiş olarak yaşayan kelimeler pek çoktur.

Göktürk yazıtları, Türklerin icadı olduğu sanılan Orhun alfabesi ile yazılmıştır. Yazıtlarda bu alfabenin en gelişmiş biçimi görülüyor. 6 yy. ait bulunan, Yenisey Kırgızları?nın mezar taşlarında ise, bu alfabenin daha ilkel şekillerine rastlanmıştır. Bu hal, Orhun yazısının Türkler tarafından bulunup geliştirildiğini düşündürmektedir. Ayrıca bu yazının, Türk damgalarından çıkmış olduğu anlaşılıyor. Çünkü, ok ve yay resmini andıran iki harf aynen ?ok? ve ?ya? diye okunmaktadır. Bu yazının Arami alfabesinden alınmış olup, Türkçüye uydurularak geliştirildiğini söyleye bilginler de vardır.

Köktürk alfabesi 38 harflidir. Harflerin ayrık olarak, sağdan sola veya yukardan aşağıya doğru yazılır. Bu ayrık düzen, Köktürk harflerini kağıda yazılmaktansa, taşa yazılmayı daha uygun kılmıştır. Ne var ki bu yazının kağıt üzerindeki örnekleri de ele geçmiştir. 38 harfin, (4)ü sesli, (26) sı sessiz, 8 tanesi ise birleşik harflerdir.

C)ORHUN YAZITLARININ İÇERİĞİ

1)Yazıtlarda geçen siyasal konular

Bilge Kağan?ın ölümünden sonra tahta geçen Kağan?ların bilgisiz olması bu yüzden devleti yönetememesi sonucu Türk milleti Çin halkına esir olmuş.

Kendi soyumuzdan bildiğimiz kavimlerin bize ihanet etmesi Çık kavmi Kırgızlar ile beraber bize düşman oldular.Ama biz savaş açtık ve kazandık.

2)Yazıtlarda geçen dinsel ögeler

Yazıtlarda geçen dinsel anlatımlardan anlaşılmaktadır ki Göktürkler Gök Tanrı inanç sistemini benimsemiş bir topluluktur

GÖK TANRI

Gök Türkler’in dini, Gök Tanrı dinidir. Gök Tanrı düşüncesinin, toprağa yerleşmiş topluluklardan daha çok avcılık, çobanlık ya da hayvancılıkla geçinen göçebe topluluklara özgü olduğu bilindiğinden, bu inancın kökeni, Asya bozkırlarına bağlanmıştır. Türk tarihi ve kültürüyle ilgili araştırmalarıyla tanınmış bilim adamlarına göre Gök Tanrı inancı bütün Türklerin ana kültüdür. Bu kült, Kunlar, Tabgaçlar, Gök Türkler, Uygurlar gibi eski Türk boylarında inanç sisteminin başında yer alır.

Orhun yazıtlarında, Türk Tanrı inancının temelleriyle ilgili bazı bilgilere rastlanmaktadır. Tonyukuk bengü taşında birçok kez adı geçen Tangri ya da Tengri, daha çok ?milli? bir tanrı niteliği taşır. Gök Türkler?in Çin esaretinden kurtularak İkinci Göktürk Devleti’ni kurmaları (680-682), Tanrı?nın isteğiyle gerçekleşmiş kabul edilir; Hakan?ı Türklere Tanrı vermiş, budun Hakanı terk edince Tanrı tarafından cezalandırılmıştır. Yani Tanrı Türk Milleti’nin hayatı ve geleceği ile ilgilenen bir ulu varlık durumundadır.

Gök Tanrı (Kök Tengri) kavramının eski Türk inanışında önemli bir yer tuttuğu konusunda daha somut örnekler de vardır: Tanrıkut Mete (Motun) Çin hükümdarına yazdığı bir mektupta, kendisini tahta Gök-Tanrı?nın çıkardığını bildirmiş, Gök?ün yardımıyla ve kendi askerlerinin ve atlarının çabalarıyla çevresindeki 26 devleti ve (Gansu?dan kuzey Tibet ile batı Türkistan?a kadar uzanan bölgede) bazı halkları yenerek Kun?laştırdığını belirtmiştir. Görüldüğü gibi, günümüze kalan belgelerde, devletin başına kağanı Gök?ün getirdiği belirtilmiş, devletin ve insanların yönetimi de Gök?e mal edilmiştir: Tanrı Türk?ün yaşamına doğrudan karışır, buyruklar verir, iradesine boyun eğmeyenleri cezalandırır, insanlara bağışladığı iktidar (kut) ve kısmeti (ülüğ) değerini bilmeyenlerden geri alır. Şafak söktüren (tan üntürü) ve bitkileri oluşturan da ?Ulu Tanrı?dır. O, yaşam verici ve yaratıcıdır, ölüm de Tanrı?nın iradesine bağlıdır.

Bütün bu inanışlar, Gök Tanrı?nın ?eşi ve benzeri olmayan, insanlara yol gösteren, onların varoluşuna hükmeden, cezalandıran ve ödüllendiren bir ulu varlık olduğunu? ortaya koymaktadır.

Türk inanç sisteminin Gök-Tanrı dışında bir başka özelliği de Atalar Kültüdür. Ölmüş atalara saygı, onlar için kurban kesilmesi, ataerkil ailede baba egemenliğinin belirtisi sayılmaktadır. Kunların her yılın mayıs ayı ortalarında atalara kurban sunulduğu bilinmektedir. Eski Türkler?de en büyük kurban, bozkırlı Türk?ün kutsal bir duyguyla benimsediği ?at?tır. Eski Türk bölgelerinde özellikle Altay?lardaki kurganlarda birçok at iskeleti bulunmuştur. Atalarla ilgili kalıntıların kutlu sayılması, mezarlara yapılan tecavüzlerin sert şekilde cezalandırılmasından da anlaşılmaktadır: Batı tarihçilerine göre Attila?nın ikinci Balkan seferinin nedenlerinden biri, Kun hükümdar ailesine ait mezarların Margus (Belgrat dolaylarında, Tuna kıyısındaki kent-kale) piskoposu tarafından açılarak soyulmasıdır. Kunlar?ın büyük bir hakaret saydıkları bu işe piskoposu sevk eden etken, eski Türkler?in erkek ölüleri silah ve değerli eşyalarıyla; ölen başbuğları altın ve gümüş koşumlu atlarıyla; kadınları da süs eşyaları ve mücevherleriyle birlikte gömmeleriydi. Bunun nedeni, Türkler?in, öbür dünyada ikinci bir hayatın varlığına ve ruhların sonsuza kadar yaşadıklarına inanmalarıydı.

Türkçe?de (Gök Türkçe, Uygurca) ?ruh? için can anlamına gelen ?tin? sözcüğü kullanılıyordu. Bu aynı zamanda ?soluk? demekti. Ölüm, soluğun kesilmesi, ruhun bedenden ayrılıp uçması biçiminde düşünülüyordu. Bu yüzden de bazen ?öldü? yerine ?uçtu? denir, ruhları öbür dünyaya göç eden ataların, orada rahatsız edilmemeleri, iyi yaşamaları gerektiğine inanılırdı. Bu nedenle Eski Türkler?de mezarları gizleme geleneği yoktur, aksine özellikle büyüklerin özel mezarları yapılıp, üzerlerine bir yapı (bark) yapılmış, barkın iç duvarları ölünün yaşarken katıldığı savaş sahnelerini gösteren resimlerle süslenmiştir. Ayrıca mezarın ya da mezar yapısının üstüne Balballar dikilmiş, sıradan kişilerin mezarlarına da, belirli olması için tümsek biçimi verilmiştir.

Eski Türkler?de ?ruh?ların insan biçiminde düşünülmesi söz konusu olmadığı için, tapınmaya ilişkin putlara da rastlanmaz. Türkler gizli güçleri olduğuna inandıkları doğa olgularına kutsallık vermekle yetinmişlerdir. Doğada gizli güçlerin bulunması inancı, Orkun yazıtlarında ?yer-su? (yarsub) terimiyle yansıtılmıştır. Bu açıdan yer-su ?kutsal? sözcüğüyle nitelendirilmiştir. Genellikle bu tür inançlarda maddi yaşam koşullarının, ekonomik ve toplumsal etkenlerin rol oynadığı kabul edilmektedir. Orkun yazıtlarında, Türkler?in yararına çalışan manevi güçler anlamında kullanılan yer-su sözcüğüne oldukça sık rastlanır. Eski Türkler?de kutsallık ?ıduk? kavramıyla dile getirilmiş, özellikle Göktürkler?de sular, dağlar ıduk sayılmıştır. Her boyun her obanın bir kutsal dağı olmuş, bu dağ ıduk olarak benimsenmiştir.

Gök Tanrı?ya sunulan bütün kurbanlar, adaklar ilgili dağa götürülerek orada törenle, şölenle gereği yapılmıştır. Orta Asya Türkleri arasında en yüce, en kutsal sayılan dağ ?Ötüken?dir. Ötüken yalnız dağ değil aynı zamanda bir ormandır. Türkler ona büyük saygı göstermiş, adaklar sunmuş, kurbanlar kesmişlerdir. Kurban, iyi ruhların sembolü ve yerinin gökyüzünde olduğuna inanılan ?Bay Ülgen? için kesilmişse başı ?doğu?ya, kötü ruhların sembolü ve yeraltında olduğuna inanılan ?Erlik? adına kesilmişse ?batı?ya çevrilir.

Dağların yanı sıra bazı tepeler, ormanlar, sular, ateş, gök gürültüsü, ay ve güneş de kutsal sayılmıştır: Bizans elçisi Zemakhos Orta Asya?da Batı Göktürk sınırına vardığında, Türkler?in onu ve arkadaşlarını alevler üstünden atlatarak kötü ruhlardan arındırdıklarını belirtmiştir. Kunlar döneminde güneş, ay, yıldız kültleri (daha sonra 6. – 8. yy. larda Türk toplulukları arasında değerlerini yitirmişlerdir) de rol oynamıştır; Kun hükümdarı her sabah doğan güneşe, gece de dolunaya saygısını belirtirdi. Ayrıca Gök-Tanrı?nın yanı sıra yer de büyük önem taşımıştır. Ancak, eski Türk belgelerinde geçen ?yer? sözcüğüyle toprağın kastedilmediği, tanrısal gücün öğelerinden biri olarak ?yer?i, tanın kültürüne bağlı topluluklardaki ?toprak tanrısı? ile karıştırmamak gerektiği. Eski Türk dinine göre ?yer?in de Tanrı tarafından yaratılmış olduğu araştırıcılar tarafından belirtilmektedir.

Orta Asya Türkleri?nin yaradılış efsanesine göre, tanrıların en yükseği, insanoğlunun atası olan Tengere Kayra Han (ya da Bay Ülgen), ?kişi?yi, onun aracılığı ile de yeryüzünü, dağları, vadileri yaratmış; ?kişi?nin kendisine baş kaldırması üzerine, ona ?Erlik? adını vererek ışık evreninden yeraltı atmış, yerden dokuz dallı bir ağaç büyüterek her dalında bir cins insan yaratmıştır. Orkun yazıtlarında da, Türk evrendoğum inanışı hakkında: ?Yukarıda mavi gök, aşağıda yağız yer yaratıldığında, ikisi arasında insanoğlu yaratılmış? cümlesine rastlanmaktadır. (Uze Kök Tengırü, asra yağız kılındıkta, ikin ara kişioğlu kılınmış). Bu cümleden bazı araştırmacılar, Kök Tengri deyimiyle bir tek yüce Tanrı?nın değil, doğrudan ?mavi gök?ün kastedildiğini; Kök Tengri deyimiyle ?Ulu Tanrı? kastedilseydi, ?yaratanın da aynı zamanda yaratılmış olması? gibi çelişkinin söz konusu olacağını belirtmektedirler.

Altaylar?da dünyanın sonlu olduğu günün birinde yıkılacağı inancı vardır. Bu inanca göre, yeryüzü yaşamı sürekli değildir; günün birinde sona erecek ve insanlar, hayvanlar, bitkiler yok olacaktır. Bu sona doğru insan soyunda azalma başlayacak, suçlar çoğalacak, günahlar alıp yürüyecek, insanlarda tanrı korkusu kalkacaktır. İyilik simgesi Bay Ülgen?le, kötülük simgesi Erlik arasında oluşacak büyük savaşın sonunda, Bay Ülgen dışında bütün savaşanlar ölecektir. Bay Ülgen bütün canlıların öldüğünü, yeryüzünde kendisinden başka kimse kalmadığını görünce ?kalkın ey ölüler? diye bağıracak, bu çağrı üstüne bütün ölüler yattıkları yerden kalkacaktır. ?İnsanların yeniden dirilmesi? anlamına gelen ?kalkancı çağ? (kalıcı çağ) budur.
Kunlar?da gerçek bir dinle karşılaşılmakta, Gök Türkler?de ise Gök Tanrı bütünüyle manevi bir ?güç? durumuna gelmektedir.
Gök-Tanrı dininin Türkler?e özgü bir inanç olduğu, ?Tanrı? (Tengri) sözcüğünden anlaşılmaktadır: Bu sözcük belirli fonetik farklarla ( Başkurtça dışında ) bütün Türk lehçelerinde yer almasının yanı sıra, birçok Asya topluluğu dillerine giren ortak bir kültür öğesidir; Türkçe olan ?Tanrı? sözcüğü en açık biçimde Çince yazılmış bir metinde Kun imparatoru Mete?nin unvanları arasında geçmektedir.

3)Yazıtlarda geçen özel isimler
Boz Kağan, Kögmen,Şantug, Bars Bey, Kengü Tarbana, Bolçu,
Ötüken, Ong(Çin Valisi), Iduk Baş,Çaça, Beş Balık, Tongo Tigin, Andırgu, Tolga nehri, Tagu balık, Çuş başı, Ezginti Kadış, Agu Kargon vadisi, Selenga,Kadırkan, Ku General, İker dağı, Töngkes dağı, Bukağ vali, Lisun Tay general, Taman Tarkan, Tonyukuk, Bayla Baga Tarkan, Sebia Kül İrkin, Yir Bayurku, Kara kum, Çagay, Kun sengü,Tangra Esim,Kapgan Kağan,Oğul Tarkan, İnançu Apa Yargan Tarkan, Makaraş, Enik general…
4)Yazıtlarda geçen millet adları
Sir Dokuz Oğuz, İki Ediz Beyleri, Bökli Çöllü Halk, Çin, Tibet, Avar, Bizans, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı, Tölis, Tarduş, Türgiş, On Ok Kavmi, Altı Çub Sağdaka, Basmıl Idut Kut Kavmi, Çik Kavmi, Karluk, Dokuz Tatar, Uygur, Şadpıt Beyliği, Tölis Beyliği, Apa Tarkan, Buyruk Beyliği, Tacikler, Toharlar, Suk Başlı Sağdak Kavmi..
5)Yazıtlarda geçen (verilen) nasihatler
Yazıtlarda Çin Devletine karşı dikkat etmemiz gerektiği,dostumuz sandığımız bazı kavimlerin bile bize karşı düşman olduğunu unutmamalı her zaman için çevremizdekileri iyi tanımamız gerektiği, milletçe her zaman birlik ve beraberlik içinde olmamız gerektiği anlatılmaktadır.

D)YAZITLARIN TÜRK TARİHİ İÇİN ÖNEMİ
-Türk tarihi hakkında bilgi veren bu anıtlar, Türkler tarafından yazılmış ilk belgelerdir.
-Türk adının geçtiği ilk Türkçe metin özelliğini taşırlar.
-Yazıtlarda, Türk adı ilk olarak bir milleti ifade etmek üzere kullanılmıştır.
-Türk dili ve edebiyatının en eski örneğidir.
-Türk yazısının en eski alfabesiyle yazılmıştır.
-Orta Asya kültürünün en açık olarak ifade edildiği belge özelliğini taşırlar.
-Yazıtlarda, Türklerin tarihlerinin araştırılmasına imkan veren, ekonomik, sosyal ve kültürel hayatlarıyla ilgili bilgiler bulunmaktadır.
-Yazıtlar, sadece mezar taşları olmayıp, bütün Türk boylarına seslenen siyasî bir beyanname karakterini taşımaktadır.

orhun yazitlari 119996 Orhun Yazıtlarının Özellikleri

    Makale Yazarı: duslerkulup2

Sizde yorum yazabilirsiniz...