Biyoteknolojinin Gerçek Yüzü

gdo Biyoteknolojinin Gerçek Yüzü

Biyoteknoloji ve Gerçekler

İnsanoğlunun yeryüzündeki macerası
bize, bilimsel alanda meydana gelen yeni açılımların, insanlığın pozitif
anlamda ilerlemesine sağlayacağı katkı nispetinde riski de bünyesinde
barındırdığını göstermiştir. Yâni nötr olarak tanımlanacak bilime, ona
yön veren zihniyetin dünya algılaması içerik kazandırmaktadır. Kaldı ki
bu artık, bilim adamlarının değer yargılarına ve etik kaygılarına da
birebir bağlı değildir. İnsanlığın kaderini etkilemek kudretine haiz her
bilimsel gelişmenin ciddî mâlî kaynaklara ihtiyaç duyduğu göz önünde
bulundurulursa, bilimsel çalışmalara yön veren saik, devletlerin ya da
şirketlerin güç mücadelesinde rakiplerine karşı kazanacakları mevziler
olarak kendini göstermektedir.

Tanrıyla Pazarlık Yapmak 21.
yüzyıla damgasını vuracak bilimsel gelişmelerden birisi de genetik
konusudur. ABD Başkanı Bill Clinton Beyaz Saray da düzenlediği basın
toplantısında, tarihin en önemli buluşlarından biri olarak tanımladığı
insanın gen haritasının çözüldüğü haberini açıklıyordu. Uydu aracılığı
ile bu önemli açıklamaya İngiltere Başbakanı Tony Blair de katılmıştı.
Bilim adamlarının uzun yıllar süren çalışmaları neticesinde insanın
genetik haritasını çıkartmış olması şüphesiz önemli bir gelişmeydi.
Zira, şekerden kansere, Parkinson dan Alzheimer e varıncaya kadar bir
dizi hastalığın tedavisi genetik alanında yapılacak çalışmalarla mümkün
olabilecekti. Gelecek nesillerin, bugün birçok insanın ölümüne sebep
olan hastalıkların pençesinden ve doğuştan gelecek arazlardan arınmış
olacağı iddiası, yapılan çalışmalara bağlanan umudu biraz daha
perçinlemişti. İnsanoğlunu dünyaya biraz daha sıkı bağlayan yarının çok
daha güzel olacağı na ilişkin beslediği umut iken, dünyanın iki önemli
devletinin başkanı tarafından açıklanan bu gelişmeye kimsenin bîgâne
kalması mümkün değildi. Fakat genom ve biyoteknoloji konusunda yapılan
çalışmalar konuya ilişkin gelişmeler ve muhtemel neticeleri ortaya
çıktıkça herkes tarafından biraz daha şüpheyle karşılanır hâle geldi.

Aslında
Clinton un basın toplantısında kullandığı; Tanrı’nın yaşamı yarattığı
dili bugün öğreniyoruz ifâdesi, yaşanacak gelişmelerin ve muhtemel
tartışmaların da ilk işaretlerin vermesi açısından önemliydi. İnsanoğlu
yeryüzü egemenliği peşinde koşarken hedefi sâdece türdeşlerini zapturapt
altına almak olmamıştır. İnsanoğlunun temel hedefini, iradesi dışında
gelişen olayları -başta tabiat olmak üzere- kontrol etmek şeklinde
özetleyebiliriz. Bu hedef, yerkürede kendi dışında bir hâkimin varlığını
reddetmek ya da Tanrısallık iddiası olarak da formüle edilebilir.
İnsanoğlu tabiatla olan savaşını geliştirdiği teknoloji marifetiyle
kazanmış; azgın akan nehirleri dizginleme, geçit vermez dağları geçme,
aşılmaz denizleri aşma kudretine sahip olmuştu. Fakat yine de bu
insanoğluna kadiri mutlak bir yeryüzü iktidarı sunmamıştı.

Dahası
tabiatın tahrip edilmesiyle, savaşı uzun vadede insanlığın kaybettiği,
ortaya çıkan felâketlerle bir kez daha anlaşılmıştı. İnsanoğlu, güneş
ışığını alıp fotosentez yapan bir bitkinin ya da bitkiyi yiyip onu insan
için besleyici ürünler hâline dönüştüren bir hayvanın kapasitesine,
bütün teknolojik gelişmesine rağmen, ulaşamamıştı. Yâni insanoğlu,
yeryüzünden kadiri mutlak bir iktidar bunca teknolojik gelişmeye rağmen
ihdas edememiş, sâdece türdeşleri üzerinde niteliği değişmekle birlikte
güce dayalı bir iktidar tesis etmekle iktifa etmek zorunda kalmıştı.
Genetik alanında yapılan çalışmalar insana yaratıcı kudretin dilini
çözme dolayısıyla onunla pazarlık yapma imkânı tanımıştı.

Artık
en azından Tanrıyla eşit şartlara sahipti ve insanoğlu yeryüzünün mutlak
anlamda egemeni olan yaratıcı güç ile pazarlık yapabilecekti En azından
onun iktidarına yaratmak sûretiyle ortak olmasına imkân tanıyan lisanı
artık bilmekteydi; genetik Cesur Yeni Dünya ya Hoş Geldiniz Genetik
alanındaki yaşanan gelişmeler, Aldous Huxley in ütopik romanında
geleceği bihakkın ve abartısız tarif ettiği endişesini yaratmaktadır.
Huxley in dünyasında anne ve baba yoktur, hatta artık ırklar da söz
konusu değildir. Onun Cesur Yeni Dünyası nda; yüksek hedefler için
mücadele eden, kendini geliştirmek, dünyayı anlamak, ontolojik mânâdaki
sorulara cevaplar bulmak için didinen; bir yönüyle zayıflıkla,
hastalıkla malûl ama öbür taraftan duyguları, öfkeleri, hasletleri,
erdemleri olan ve tanımını da bu karmaşık hâline borçlu olan insan
yoktu. Huxley in romanında Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi nde kastlara
ayrılmış biçimde üretilen Alfalar, Betalar, Epsilonlar ve Gamalar vardı.
Onlar kuluçka makinesinde denetçiler tarafından ihtiyaca göre
üretilmiş, başka bir değişle programlanmış insan sûretinde robotlar;
köle olduklarını dahi fark etmeyen bunu sorgulayacak yeteneklerden ve
bilgiden mahrum, mutlu kölelerdi . Biyoteknoloji alanında yapılan
çalışmalar pekâlâ Huxley in iç karartan ütopik dünyasının gelecekte bir
gün kurulabileceğini işaret etmektedir. Dahası devletlerin egemenlik
sahasını daraltmak; dolayısıyla insanların seçimler, parlamento, sivil
toplum kuruluşları vs gibi enstrümanlar marifetiyle ortak olmaya
çalıştığı iktidarı kendi uhdesine almak isteyen çok uluslu şirketlerin
ulaştıkları maddî güç, söz konusu endişeyi biraz daha artırmaktadır.
Çünkü biyoteknoloji alanındaki dev yatırımların ekseriyeti bu şirketler
tarafından gerçekleştirilmekte ve otomatik olarak kâr/zarar hesabı önem
kazanmaktadır.

Genç çift hekime gider ve biz çocuğumuzun
liderlik kabiliyetleri gelişmiş, doğuştan dünyayı yönetebilecek bir
erkek olmasını istiyoruz der. Çiften alınan yumurta ve sperm laboratuar
ortamında birleştirilir. Daha dördüncü hücre bölünme aşamasına gelmeden
(yâni döllenmiş yumurta nitelik ayrışmasına henüz uğramadığı sekiz
hücrelik aşamadayken) pre-implantasyonembriyo erkek ise ve liderlikle
ilgili genlerin etkinlik derecesi yüksekse, hücre bölünmesinin devam
etmesine izin verir. Döllenmiş yumurta ana rahmine yerleştirilir. Bu
işlemin üzerinden 40 hafta geçtikten sonra genç çiftin nur topu gibi bir
oğlu dünyaya gelir. Oğulları büyür, yetişkin bir erkek olur ve bir ömür
boyu peşinden koştuğu idealini gerçekleştirir. Artık o, dünyanın süper
gücü olan bir ülkenin başkanıdır. 1 Bu ütopik senaryo, artık bugünün
dünyasında gerçek hâle gelebilir. Tabiî yeterince maddî gücünüz varsa…

Şüphesiz bugünkü insanlığın taşıdığı etik kaygıların böyle bir
uygulamanın genelleşmesine imkân tanımayacağını ya da bu genelleşirse
binlerce ortak vâsıflara sahip bireyin olacağını ve tabiî olarak
aralarında bir güç mücadelesinin, tıpkı bugün olduğu gibi, yaşanacağını
ve en iyi olanını gerek siyasette gerek sanatta gerek sporda
kazanacağını söyleyebilirsiniz. Fakat burada bireyin tercihinin anne ve
babası tarafından yönlendirildiği gerçeği önemli bir sorun olarak
karşımızda durmaktadır. Bugün bile kişisel tercihlerin maniple edildiği
ve bireyin varlığını tehdit eder bir hâle doğru hızla ilerlediği
tartışılırken, doğuştan bir yönlendirmenin olması; hiçbir zaman kendi
olmayan bireylerin dünyasını işaret etmektedir. Bu ise otomatik olarak
kast sisteminin doğmasına ve gücü elinde bulunduranların egemen olduğu
bir dünyaya yol açacaktır. Örneğin gelecekteki Amerikan yönetici eliti
olan WASP ın içinden seçilen özel ailelerin çocukları olacak şekilde
plânlanması ya da küresel bir şirketin 30 sene sonraki yöneticilerini
belirlemek için şimdiden faaliyette geçtiğini düşünmek, genom projesinin
tehditkâr yüzünü oluşturmaktadır. Bu, diğer milletlerin genetik
havuzuna yapılacak müdâhalelerle yetenekli bireylerin doğmasına müsaade
etmemek şeklinde gerçekleşebilir. Şüphesiz sıradan insanlar
biyoteknolojinin, uzun yıllar sonra da olsa, hastalıklara tedavi bulan
yüzüyle tanışma imkânı bulacaklardır, ama bunun yatırım maliyetleri
karşılandıktan ve asgarî kâr elde edildikten sonra tabana yayılacağından
kimsenin şüphesi olmasın.

Unutmamak gerekir ki, dünyaya hâkim
olan elit hiç de âdil değil. Irak ta yakın zamanda yaşananlar bunun en
açık göstergesi. Küresel hâkimiyet peşinde olan güçlerin birbirleriyle
olan mücadelesinde on binlerce mâsum insan hayatlarını, milyonlarca
insanın itiraz eden haykırışları arasında kaybetmektedir. Ayrıca gerek
küresel sistemde söz sahibi olan şirketlerin, gerekse de devletlerin
aynı teknolojiyi askerî anlamda kullanmayacağını da kimse garanti
edemez. Hitler in

Hayali Gerçek Oluyor: Öjenik Uygarlık Çağı
Bugün Batı dünyasının unutmak istediği; Hitler in çarpık zihninin bir
ürünü olarak sunduğu ve lanetlediği üstün ırk teorisi; aslında Batı nın
düşünce atlasında izi sürülmeye en müsait konudur. Başka bir değişle
öjenik (ırk bilim) Batı nın insanlığa sunduğu zehirli içkilerden sâdece
birisidir. Bugün dahi, bu nazariyenin Batı nın uygulamalarındaki
tesirini müşahede edebiliriz. Amerika da yasal ırk ayrımcılığı ancak
1965 yılında ortadan kaldırılabilmiş, ama hâlen zencilere ve 11 Eylül
den sonra da Müslümanlara karşı ayrımcılık yapılmaya devam etmektedir.
Yine Avrupa nın birçok ülkesinde Müslümanlara karşı son dönemde gelişen
tavır öjenik yaklaşımın tarihe gömülmediğinin en büyük göstergeleri olsa
gerek. Avrupa da dalga dalga yayılan Hitler in üstün ırk teorisi bile
çok uzak olmayan bir geçmişi mimlemektedir. Adolf Hitler e göre,
Uygarlık, üstün ırkların ürünüdür. Uygarlığın sonucu olarak önümüzde
duran güzel sanatlar, ilimler ve teknik ürünlerin tamamı sâdece üstün
ırkların yaratıcı çalışmalarının sonucudur. Bu gerçek onlara insanlığın
tek temsilcisi oldukları notunu vermemize olanak hazırlar.

Bu
yüzden insan adı ile andığımız tipi temsil etme hakkı onlarındır. 2
Uygarlığa bakış açısı böyle olunca üstün ırkların korunması gereği de
doğal olarak ortaya çıkar. Yüksek ırklar korunmalıdır. Üstün bir ırk
kendi kanını daha aşağı bir toplumun kanıyla karıştırdığında ortaya
çıkan melezlik milletin felâketiyle sonuçlanır. 3 Genetik bilimindeki
gelişmeler bugün Hitler in düşlerinin gerçek olmasına imkân
tanımaktadır. İyi doğmuş eugenes kelimesinden gelen öjenik kavramı,
genetik alanında yaşanan gelişmelerle birlikte çok daha farklı bir
içerik kazanmaktadır. Hitler in devamcısı niteliğindeki zihinler artık
iyi doğmuş olanları ayırmakla iktifa etmeyecekler; iyi doğma yı
gerçekleştirebilecekler…

Öjenik Uygarlığı özetle, yeryüzünde
kendiliğinden sürmekte olan organik yaşamı doğal seyrinden kopararak,
önceden belirlenen ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden oluşturma çabası
olarak anlayabiliriz. Bir başka deyişle, bireysel ya da toplumsal
davranışları istenilen doğrultuda biçimlendirmek üzere geçmişte
başvurduğumuz sosyal, siyasal, ekonomik ve eğitsel düzenlemeler bir işe
yaramadı; böylesine pahalı ve dolambaçlı yöntemler yerine şimdi de
genetik gibi daha dolaysız bir yöntemi deneyelim! Canlılar arasındaki
tür sınırı, istediğimiz melezleri yaratmamızı mı engelliyor, o zaman tür
kaygısından vazgeçip bu sınırları kaldıralım!

Doğanın
rastlantısallığı şemamızı kabul etmiyor mu, öyleyse laboratuar
yöntemleriyle kendimiz bir doğa yaratalım! Gelecek bilinmez
potansiyeller mi içeriyor, o zaman geleceği milim milim, saniye saniye
isteklerimiz doğrultusunda plânlayalım! Gerçekten de Öjenik Uygarlık
tasarımında rastlantısallığa, kendiliğindenliğe ve bilinmeyene hiçbir
şekilde yer yoktur. Doğal olana antipatiyle yaklaşan Öjenik Uygarlık,
biyoteknolojinin insana ve diğer tüm canlı organizmalara yoğun olarak
uygulanmasını savunmaktadır. 4 Öjenik Uygarlığı Fukuyama ise şöyle tarif
ediyor: Modern genetik teknolojinin elde edeceği en büyük ödül tasarım
harikası bebekler olacak! diğer bir değişle genetikçiler zekâ, boy, saç
rengi, göz rengi, saldırganlık ve öz saygı gibi bir özelliği taşıyan bir
geni saptadıktan sonra doğacak çocuğun daha iyi bir sürümünü yaratmak
amacıyla bu bilgileri kullanacaklar.

Söz konusu genin insandan
gelmesi bile gerekmez! 5 Öjenik Uygarlık projesine sâdece üstün ırk
yaratma anlamında da değerlendirmemek gerekmektedir: Savaşçı
kabiliyetleri doğmadan önce artırılmış, günlerce zor tabiat şartlarına
rağmen hayatta kalan, öldürmeye programlı insan ile hayvan arasında
mutand ırkların yaratılması da pekâlâ mümkündür. İlaçlar marifetiyle
acıya ve öldürmeye programlanmaya çalışılan, ama gerekli verim
alınamayan Mançurya kobayları yetiştirmek öjenik uygarlıkta mümkün
olacaktır.

Dahası bunların birer ailesi olmayacağı için ölümleri
iktidarları zora sokacak sosyal rahatsızlıklara sebep vermeyecektir.
Bir başka nokta ise elinde yeterli miktarda parası olan herkes kendisine
mutlak itaat eden ordular kurabilecek, çok daha üstün özelliklere sahip
versiyonlarını üretmek için çalışan onlarca şirket, küresel baronlara
hizmet etmek için var gücüyle uğraşacaktır. Sonuç Yerine Biyoteknoloji
alanındaki gelişmeler insanlığın hayrına olduğu kadar, insanlığı yok
edecek bir potansiyel de barındırmaktadır. Şüphesiz insanlığın bugün
gelmiş olduğu seviye göz önüne alındığında iyimser olunabilir, dahası
biyoteknolojideki gelişmelere paralel olarak yaşanan etik tartışmaları
bu yönde umudun artmasına da elvermektedir. Ama, tehlikenin büyüklüğü
karşısında uluslararası kamuoyunda sağduyulu yaklaşımların cılız kaldığı
söylenebilir.

Küresel hâkimiyet peşinde koşan güçlerin ülkeleri
ve milletleri etnik ve dinî parçalara bölmek üzere projeler devreye
koyduğu, ulus devletlerin dayandığı temelleri sarsmaya yönelik
çalışmalarda bulunduğu günümüzde; biyoteknoloji alanındaki gelişmeler,
küresel baronların önüne çok daha iyi fırsatlar sunmaktadır. Bu
tehlikeli gidişin binlerce yıldır bir arada yaşayan ve ortak kültürel
mirasa sahip milletlerin ırkçı bir yaklaşımla parçalamaya yönelik bir
versiyonunu şimdiden başlamış olması, geleceğe ilişkin umudu giderek
azaltmaktadır. Yapılmayan bir genetik araştırmanın olmayan neticesinden
yola çıkarak dahi Türkiye de Türk olmadığı nın iddia edilmesi
muarızların ne kadar pervasız olabileceğini göstermesi açısından
önemlidir. AB ve ABD marifetiyle gerçekleşen ayrıştırma sürecine bir de
bilimsel olduğu iddia edilen yöntemlerle hız kandırılmaya çalışılması,
dikkatle takip edilmesi gereken bir konudur.

Bu alanda yapılan
ve manipülasyon olduğu aşikâr çalışmaların hedefini Oktay Sinanoğlu
şöyle açıklıyor; Gâye, böyle ülkelerde ulusal kimliği ve kültürü sarsıp
bölünmeye, birbirine düşmeye zemin hazırlamak, sonra da o ülkeyi ele
geçirmek, yerli ahalisini yok etmek. Batılının hep yaptığı iş. Hedef
ülkenin kuvvetli, bağımsız bağışıklık (muafiyet) dizgesi (sistemi) millî
kuruluşları olmalı ki, böyle işlere yeltenenleri denetlesin, kimin
nereden, ne amaçla gönderildiğine baksın, melânetleri faaliyet daha
başlamadan usturuplu tarzda engellesin. Yetkililere sorsan, Allah bilir,
Ne var işte canım, bilimsel araştırma yapıyorlar derler. Kimse böyle
lâfları yutmasın. Bu işin bilimselliği falan hikâye. Biyoteknoloji
alanında yapılan çalışmalar insanları bir çok rahatsızlıktan kurtaracak
bir potansiyele sahipken; ülkelerin klasik savunma mekanizmalarını
bertaraf edecek yeni imkânlar da sunmaktadır. Ayrıca ülkelerin genetik
haritalarının çıkartılması, o ülkeleri asimetrik savaşın bir kurbanı
kılma ya da emperyalist devletlerin tesirine açık hâle getirmek için
geliştirilecek biyolojik silâhlara zemin hazırlayacaktır.

Kısaca
biyoteknoloji ve genom konusunda yapılan çalışmalar, insanlığın
geleceğinin Cesur Yeni Dünya da tasvir edilen şekilde şekillendirecek
tehlikeli bir potansiyel taşımaktadır. Bunun önüne geçmek için yapılması
gereken ise, genetik çalışmaların etik çerçevesinin belirlenmesi, çok
uluslu şirketlerin bu alandaki çalışmalarının sınırlandırılması ve
çalışmaların bütün devletlerce ortaklaşa finanse edecek bir bilim
adamları kurulu tarafından yürütülmesidir. Ancak, bu şekilde elde
edilecek olumlu neticelerden bütün insanlık faydalanma imkânına
kavuşabilir. teşhisi yapacak olan uzman hekim, embriyonun gen yapısını
inceler. Embriyonunu erkek olup olmadığını teşhis eder ve liderlik
yeteneği ni belirleyen genetik malzemenin ne kadar etkin olduğuna bakar.

 

    Makale Yazarı: duslerkulup2

Sizde yorum yazabilirsiniz...