Totalitarizm Felsefesi Hakkında Geniş Bilgi


Totalitarizm kelimesinin, ona olumlu bir anlam yükleyen Mussolini
tarafından icat edildiği sanılmaktadır. Mussolini, Birinci Dünya
Savaşı’ndan sonra etkili olan merkezi otoriteye karşı yıkıcı güçler
yüzünden savunmasız kalmış bir ulusun birliğini ve ulus aracılığıyla da
devlette cisimleşen tarihi bir topluluk kimliğini hedefliyordu. Faşizm,
devletin birey üzerindeki üstünlüğünü ve bu devletin gücünün sınırsız
biçimde yayılmasını öngörür.
Mussolini “faşizme göre, her şey
devletin içindedir ve devletin dışında insani veya ruhsal hiçbir şey
yoktur, dahası onun dışında hiçbir şeyin değeri yoktur. Bu anlamda
faşizm, totaliterdir ve bütün değerlerin sentezi ve birliği olan faşist
devlet, bir halkın yaşamının tüm yönlerini ifade eder, geliştirir ve
güçlendirir” diye yazıyordu. Totaliter sistemlerin diğer rejimlerle
farkı tanımlanmaya çalışılmıştır. Bütün totaliter sistemlerin egemen
tarihi ve ideolojik unsuru olabilecek özellikler üzerinde bir anlaşma
yoktur. Ama “totalitarizm” terimini, devletin hedef olarak seçtiği şeye
ulaşmak için “bütün yollar”ın kullanılması anlamına geldiği de açıktır.
Bundan dolayı, istekleri ne olursa olsun bütün totaliter rejimler güncel
tekniklerle siyasi despotizmi güvence altına almak, devlet tarafından
belirlenen bir ekonominin dışındaki çıkarları kısıtlamak, demokratik
bile olsa tek tip ideolojik kuralları dayatmak gibi başka özellikler de
taşır. Totalitarizm, toplumsal yaşamın bütün yönlerini içerir.

Tanımlama
Carl Friedrich ile Zbigniew Brzezinski totaliter rejimlerin 6 ortak özelliğini şöyle vurgular:
1. Ütopyacı gelecek vaadi ve binyılcı egemenlik iddiasıyla gelişmiş bir ideoloji.
2. Tek kişi, tek lider, tek parti.
3. Terör sistemi, fiziksel veya psişik.
4. Medya tekeli.
5. Silah tekeli.
6. Bürokratik koordinasyonla, ekonominin merkezi yönetimi.
Totalitarizm faşist, komünist, teokrasist sistemlerin belirgin tanımıdır. Total
rejim, halkın beynini yıkama, halkı güdümlemedir. Bireyin özerkliği ve
öznelliği yoktur. Birey, yönetimin manipülasyonlarına açıktır. Düşünce
ve ifade özgürlüğü bulunmaz. Yönetim aleyhine fikir öne sürenler
sürülür, işkence edilir, öldürülür.
Lider tek güçtür, tanrısaldır,
herşeyi bilir, herşeye hakkı vardır. Liderin ruhunu okşayan lütfuna
mazhar olur, eleştiren hiçlikte kaybolur. Herşeye o karar verir, hukuk odur.
Total rejimle otoriter rejim arasındaki fark, total rejimin
otoriterliği içine almasından başka, yönetici elitin zorla kurgusal bir
toplum inşa etmek istemesidir. Bu arzu kaba görünebilir, bilimsel de
olabilir. Bu rejimde tehdit, kuşku, korku, ceza, ihbar, taciz, işkence,
öldürme, toplama kampları bulunmaktadır.
Aile ve gruplar düzen için
örgütlenir. Rejim, bir rüyaya bir ütopyaya dayanır veya amaçlar.
Özgürlük yoktur, insanların kendi geleceklerini düşünmeleri imkansızdır,
herşey toplumun mutluluğu içindir.
Totalitarizm, toplumun ve
toplumsal gerçekliğin bütününü kavradığını iddia eder. Kendi rejiminin
değişmezliğini ayırdedebilmek için bir öteki terimi icat eder ve
insanları, benden olanlar ve benden olmayanlar diye ikiye ayırır.

Eleştiriler
Faşist,komünist, teokrasist rejimlerde mutlak düşünce hakimdir. İnsanoğlunun
doğuşundan beri kültür macerası sonsuza dek yeniden düşünülmeye, yeniden
yorumlanmaya açık özelliktedir, ama totalitarizm bu kapıları kapatır,
nihai açıklamaları bulduğunu söyler, tartışma hürriyetini baştan kesip
atar. Böylece, geçici olmayan hiçbir mutlak olmadığını çelişik bir
biçimde açıklar ve çöker. Durmadan değişen bir dünya, değişmez bir
hakikatte nasıl dondurulabilir?
Jacques Derrida, bu sistemlerin
metafizik olduğunu, temellerinin mantıksal olmadığını, şiddet kullanarak
ayakta kalabildiğini ideolojilerinin dilinden ortaya çıkarmıştır.
Bunların üstünlükleri akıldan değil, kendinden menkul zorbalıktan gelir.
Ötekinin insan bile sayılmaması, dışlama ve hoşgörüsüzlük, herkesin
çarkın bir parçası olması, özgürlüksüz özgürlük, eşitliksiz eşitlik,
dinsiz din, ahlaksız ahlak ve sansür. Herşey önceden belirlenmiştir:
Siyaset, hukuk, cinsellik, kültür, ekonomi, bilim. Dünya cennetini
amaçlamak. Ancak bunu dünyayı cehenneme çevirerek yapmak.
Toplum sistemlerini açık toplum ve kapalı toplum olarak ikiye ayırırsak, kapalı
toplumlar açık toplumun düşmanıdır ve er geç açık toplumu yok etmek
isterler. Kapalı toplum vahşet ve teröre dayanır, baskı ve zulme
dayanır, patolojik ve akıldışıdır. İnsanların zulme başkaldıracak
yolları tıkanmıştır.
Devlet herşeydir. İnsanlara nasıl yaşayacağını
dikte eder. Bireysellik bir puttur. Putları, düşünce polisi izler.
Rejim, insanların doğal yapısını öyle bozar ki, insan insanlıktan çıkar,
bu insanlar şu an varolmazlar veya gelecekte varolması gereken bir
sistemin araçlarıdırlar veya gelecekteki sistemin varolması
gerekmeyenleridir.
Rejimler totaliterdir ama isimleri cafcaflı
olabilir: Halk cumhuriyeti, halk demokrasisi.. Rejimin rüyası uyanıkken
gördürülür, bekası devrimci coşkuyla ayakta kalır. Karl Popper bunu
şöyle tasvir eder: “Tavizsiz radikallik. Tüm toplumsalın yapısını kökten
dönüştürecek kıyametimsi bir devrim rüyası. Taş üstünde taş bırakmadan
toplumu bir bütün olarak ele alma.”
Üstün bir güç, bir parti, bir
lider, bir grup, bir komite, bir aygıt bütün insanları yutan bir
karadeliktir. Çoğulculuk ve özel alan suçtur. Militarizm rejimin sembolü
olmuştur. Bütün bu sıkılığa rağmen bazıları daha eşittir.
Totalitarizmin en parlak örnekleri son yüzyılda ortaya çıktı. Hitler, Mussolini,
Stalin, Pol Pot isimleriyle toplama kampları, soykırım, ölüm tarlaları
birlikte anıldı.

    Makale Yazarı: Duslerkulup

Sizde yorum yazabilirsiniz...