Sembolizm Felsefesi Hakkında Bolca Bilgi


Gurdjieff, “Objektif bilgiye ait en temel fikirlerden biri, her şeyin
birliği, farklılık içindeki birliktir” dedi. Çok eski zamanlardan beri
bu fikrin içeriğini ve anlamını kavrayan ve onda objektif bilginin
temelini gören kişiler, bu fikri diğer insanlar tarafından anlaşılacak
şekilde iletmenin bir yolunu bulmaya çalışmışlardır. Objektif bilgiye
ait fikirlerin peş peşe iletilmesi, her zaman bu bilgiye sahip kişilerin
görevinin bir parçası olmuştur. Bu durumda bu bilginin ana ve temel
fikri olan her şeyin birliği fikri, iletilmesi gereken ilk şeydi ve
eksiksiz olarak ve kesin şekilde iletilmeliydi. Ve bunu yapabilmek için
bu fikrin diğerleri tarafından doğru şekilde algılanmasını garanti
edecek ve iletilirken saptırılma ve bozulma ihtimalini engelleyecek
formlarda sunulması gerekiyordu. Bu amaçla fikrin iletileceği kişiler
uygun bir hazırlık devresi geçiriyor ve fikir ya “ana prensibi”
tanımlamaya çalışan felsefi sistemlerdeki gibi mantıksal bir forma ya da
bir inanç unsuru yaratmaya ve kişileri “objektif şuur” seviyesine
taşıyacak bir duygu dalgası uyandırmaya çalışan dini öğretilere
yerleştiriliyordu. Her biri bazen daha çok bazen daha az başarılı olan
girişimler insanlık tarihinde çok eski zamanlardan günümüze dek yer
almış ve insanlığın düşüncesini ezoterik düşünceyle birleştirmeye
yönelik girişimlerin izlediği yollar üzerindeki anıtlar olan dini ve
felsefi inançlar haline gelmişlerdir.
Ancak birlik fikri dahil objektif bilgi,
objektif şuura aittir. Bu bilgiyi ifade eden formlar
sübjektif şuurla algılandıklarında kaçınılmaz şekilde saptırılır ve
gerçek yerine gittikçe daha fazla aldanma yaratır. Objektif şuurla her
şeyin birliğini görmek ve hissetmek mümkündür. Ancak sübjektif şuura
göre dünya milyonlarca ayrı ve bağlantısız olguya bölünmüştür. Bu
olguları bilimsel veya felsefi bir sistemde birleştirme girişimleri bir
yere varamaz çünkü insanlar bütün fikrini ayrı gerçeklerden yola çıkarak
kuramazlar ve bütünün bölünme prensiplerini, bu bölünmenin dayandığı
kanunları bilmeden bulamazlar.
Bununla birlikte her şeyin birliği fikri, entelektüel düşüncede de bulunur
ancak farklılıkla olan kesin ilişkisi açısından asla kelimelerle veya
mantıksal formlarla açıkçaifade edilemez.
Burada her zaman dil konusunda aşılmaz bir zorluk
vardır. Şuurun sübjektif hallerindeki çokluk ve farklılık izlenimlerini
ifade etme yoluyla kurulan bir dil, şuurun objektif halinde anlaşılır ve
açık olan birlik fikrini hiçbir zaman tam olarak ve açıklıkla iletemez.

Objektif bilgiye sahip olan kişiler sıradan dilin kusurlarını ve zayıflığını
farkederek birlik fikrini “mitler”, “semboller” ve özellikle “sözel
formüller”le ifade etmeye çalıştılar. Bunlar değişime uğramadan
iletilerek bu fikri bir okuldan diğerine, çoğunlukla bir çağdan diğerine
taşıdılar.

Yüksek psişik merkezlerin insanın yüksek şuur hallerinde çalıştığı daha
önce söylenmişti: “yüksek duygu” ve “yüksek düşünce” merkezleri.
Mitlerin ve sembollerin amacı insanın yüksek
merkezlerine ulaşmak, ona zihin açısından ulaşılmaz olan fikirleri,
yanlış yorumlama ihtimalini ortadan kaldıracak formlarda iletmekti.
Mitler yüksek duygu merkezi, semboller ise yüksek düşünce merkezi
içindi. Bu yüzden mitleri ve sembolleri zihinle anlamaya veya açıklamaya
yönelik tüm girişimler veya içeriklerini özetleyen formül ve ifadeler
daha baştan başarısızlığa mahkumdu. Herhangi bir şey daima yalnızca
uygun merkezle anlaşılabilir. Ancak objektif bilgiye ait fikirleri alma
hazırlığı zihin yoluyla ilerlemelidir çünkü ancak uygun şekilde
hazırlanmış bir zihin bu fikirleri yüksek merkezlere onlara yabancı olan
unsurları işe karıştırmadan iletebilir.
Objektif bilgiye ait  fikirleri iletmek amacıyla kullanılan semboller kainatın ana kanunlarına
dair diyagramları içeriyordu ve bu semboller sadece bilgiyi değil ona
giden yolu da gösteriyordu. Sembollerin yapılarını ve anlamlarını
incelemek, objektif bilgiyi almaya yönelik hazırlığın çok önemli bir
bölümünü oluşturuyordu ve bu kendi içinde bir testti çünkü sembollere
dair sözel veya biçimsel bir anlayış, daha ileri bilgi alımını derhal
imkansız hale getiriyordu.

Semboller ana ve alt semboller olarak
iki gruba bölünmüştü; ilk grup farklı bilgi alanlarının prensiplerini,
ikincisi ise olguların birlikle olan bağlantıları açısından temel
doğalarını içeriyordu.
Pek çok sembolün içeriğini özetleyen
formüller arasında bir tanesi özel bir öneme sahipti: Hermes
Trismegistus’un Zümrüt Tabletleri’ndeki “Aşağısı yukarısı gibidir”. Bu
formül kozmosun tüm kanunlarını atomda veya belirli kanunlara göre
tamamlanmış sayılan herhangi başka bir olguda bulabileceğimizi
belirtiyordu. Aynı anlam mikrokozmos-insan ve makrokozmos-kainat
arasında kurulan benzerlikte de mevcuttu. Üç kanunu ve oktavlar kanunu
her şeye nüfuz eder ve dünyada ve insanda eşzamanlı olarak
incelenmelidir. Ancak kendisiyle ilişkisi bakımından insan, kendisi
dışındaki olgular dünyasına göre daha yakın ve daha ulaşılabilir bir
inceleme ve bilgi konusudur. Bu yüzden, kainata dair bilgiye ulaşma
çabasında insan işe kendisiyle ve kendi içindeki ana kanunları
farketmekle başlamalıdır.

Bu açıdan, başka bir formül olan “Kendini bil” formülü özellikle derin

bir anlama sahiptir ve gerçeğin
bilgisine götüren sembollerden biridir. Dünyanın ve insanın incelenmesi
birbirine yardımcı olur. Dünyayı ve onun kanunlarını incelerken insan
kendisini inceler ve kendisini incelerken dünyayı inceler. Bu anlamda
her sembol bize kendimiz hakkında bir şeyler öğretir.
Sembollerin anlaşılmasına şu şekilde yaklaşılabilir: İnsan olgular dünyasını
incelerken ilk önce her şeyde birbirine karşı koyan iki prensibin
tezahürünü görür, bunlar birleşme veya karşıtlık durumunda şu veya bu
sonucu verirler, yani onları yaratmış olan prensiplerin esas doğasını
yansıtırlar. İnsan büyük iki ve üç kanunlarını kozmosta ve kendisinde
eşzamanlı olarak görür. Ancak insan kozmosla ilişki bakımından sadece
bir seyircidir ve dahası sadece ona göre bir yönde ilerliyormuş gibi
görünen fakat aslında çeşitli yönlere doğru ilerleyen olguların dış
görünüşünü görür. Fakat kendisiyle ilişkili olarak iki ve üç kanunlarına
dair anlayışını pratik bir şekilde ifade edebilir, yani bu kanunları
kendi içinde anlamış olarak iki ve üç kanunlarının tezahürünü kendisine
dair bilgiye giden yoldaki kendisiyle sürekli mücadele etme çizgisiyle
sınırlandırabilir. Bu şekilde irade çizgisini önce zaman dairesine ve
daha sonra sonsuzluk dairesine katabilir, bunun gerçekleştirilmesi onun
içinde Süleyman’ın Mührü olarak bilinen büyük sembolü yaracaktır.

Sembollerin anlamını onlara dair anlayışa kendi içinde ulaşmamış bir kişiye iletmek
imkansızdır. Bu bir paradoks gibi görünebilir fakat bir sembolün anlamı
ve özü ancak onun nelerden oluştuğunu zaten bilen kişiye verilebilir ve
o kişi tarafından anlaşılabilir. Bundan sonra sembol bu kişi için onun
bilgisinin bir sentezi haline gelir ve tıpkı onu kuran kişiye hizmet
ettiği gibi, bu kişiye de bilgisini ifade etme ve iletme konusunda
hizmet eder.
Daha basit olan semboller veya onları ifade eden 2,
3, 4, 5, 6 sayıları insanın içsel gelişimine dair kesin anlamlara
sahiptirler; insanın kendini mükemmelleştirmesi ve varlığının gelişmesi
yolundaki farklı aşamaları gösterirler.
İnsan kendisi için doğal olan normal durumunda ikilik olarak ele alınır. Bütünüyle ikiliklerden veya
“zıt çiftlerden” oluşur. İnsanın tüm duyumları, izlenimleri, duyguları,
düşünceleri pozitif ve negatif, yararlı ve zararlı, gerekli ve gereksiz
olarak bölünmüştür. Merkezlerin çalışması bu bölünmenin işareti altında
ilerler. Düşünceler duygulara karşı koyar. Hareket dürtüleri
hareketsizliğe yönelik içgüdüsel arzuya karşı koyar. Bu, insanın tüm
algılamalarının, tüm reaksiyonlarının, bütün hayatının içinde ilerlediği
ikiliktir. Kendisini az da olsa gözleyen herkes kendi içindeki bu
ikiliği görebilir.

Ancak bu ikilik değişimli olarak ortaya
çıkacaktır; bugün galip olan yarın yenilen olacaktır; bugün bizi yöneten
yarın ikincil ve ast olacaktır. Ve her şey eşit şekilde mekaniktir,
iradeden bağımsızdır ve hiç bir amaca götürmez. Kendindeki ikiliği
anlamak, mekanikliği farketmekle ve mekanik olanla şuurlu olanın
arasındaki farkı kavramakla başlar. Bu anlayıştan önce, en mekanik
eylemlerini bile iradi ve şuurlu kabul eden, kendisini tek ve bütün
olarak gören kişinin içinde yaşadığı kendini kandırmanın yok edilmesi
gerekmektedir.

Kendini kandırma yıkıldığı ve insan kendi içindeki
mekanik olanla şuurlu olanın farkını görmeye başladığında, hayatta
şuurlu olmak ve mekanik olanı şuurlu olana tabi kılmak için bir mücadele
başlar. İnsan bu amaçla iki kanununa göre ilerleyen mekanik süreçlere
karşı şuurlu dürtülerden gelen kesin bir kararı oluşturmaya çalışır.
Sürekli bir üçüncü prensibin yaratılması insan için ikinin üçe
dönüştürülmesi demektir.

Bu kararı güçlendirmek ve bu kararı önceden tesadüfi olan nötralize edici şokların faaliyet gösterdiği ve
tesadüfi sonuçlar verdiği olaylara daima ve şaşmaz şekilde getirmek
zaman içinde sürekli bir sonuçlar çizgisi verir ve bu, üçün dörde
dönüştürülmesi demektir. Sonraki aşama, dördün beşe dönüştürülmesi ve
pentagramın kurulması, insan bakımından bile bir değil pek çok farklı
anlama sahiptir. Ve bunlar arasından ilk önce öğrenileni ve en şüphe
götürmez olanı, merkezlerin çalışmasına ilişkin olanıdır.

İnsan makinesinin gelişimi ve varlığın zenginleşmesi, bu makinenin yeni ve
alışılmamış bir şekilde çalışmasıyla başlar. Bir insanın beş merkeze
sahip olduğunu biliyoruz: düşünce, duygu, hareket, içgüdü ve seks
merkezleri. Herhangi bir merkezin diğerleri pahasına gelişimi daha ileri
gelişim kapasitesi olmayan ve son derece tek yönlü bir insan tipi
yaratır. Ancak bir insan içindeki beş merkezin çalışmasını uyumlu bir
hale getirirse “pentagramı kendi içinde kilitler” ve fiziksel olarak
mükemmel insanın tamamlanmış tipi haline gelir. Beş merkezin tam ve
uygun çalışması onları eksik prensibi tamamlayan ve insanı objektif şuur
ve objektif bilgiyle doğrudan ve sürekli bağlantıya sokan yüksek
merkezlerle birleştirir.
Ve sonra insan altı köşeli yıldız haline
gelir, yani bağımsız ve tam bir hayat dairesi içinde kilitlenerek
yabancı etkilerden veya tesadüfi şoklardan soyutlanmış olur; kendi
içinde Süleyman’ın Mührü’nü cisimleştirir.

Bu durumda söz konusu
semboller serisi “2, 3, 4, 5 ve 6” bir sürece uygulanabilir. Ancak bu
yorum bile eksiktir çünkü bir sembol hiçbir zaman tam anlamıyla
yorumlanamaz. O ancak deneyimlenebilir, örneğin kendine dair bilgi
fikrinin deneyimlenmesi gerektiği gibi.

İnsanın bu uyumlu gelişim
süreci oktavlar kanunu açısından incelenebilir. Oktavlar kanunu başka
bir semboller sistemini verir. Oktavlar kanunu anlamında her tamamlanmış
süreç, do notasının bir seri ardışık tonlar aracılığıyla bir sonraki
oktavın do’suna geçişidir. Oktavın yedi ana tonu yedi kanununu ifade
eder. Buna bir sonraki oktavın do’sunun eklenmesi, yani sürecin
taçlanması sekizinci adımı verir. Yedi ana ton iki “ara”yla ve “ilave
şok”la dokuz adım eder. Buna bir sonraki oktavın do’sunu dahil ederek on
adım elde ederiz. Sonuncu, onuncu adım önceki devirin sonu ve
sonrakinin başlangıcıdır. Bu şekilde oktavlar kanunu ve onun ifade
ettiği gelişim süreci 1’den 10’a kadar olan sayıları kapsar. Bu noktada
sayıların sembolizmi olarak adlandırılabilecek konuya geliriz. Sayıların
sembolizmi oktavlar kanunu veya oktavların onluk sistemde nasıl ifade
edildiğine dair açık bir anlayış olmadan anlaşılamaz ve bunun tersi de
geçerlidir.

Batı’daki okültizm sistemlerinde “teozofik toplama”
adıyla bilinen bir metot vardır, bu iki veya daha çok rakamla ifade
edilen bir sayının bu rakamların toplamıyla tanımlanmasıdır. Sayıların
sembolizmini anlamayan kişilere bu sayıların sentezi metodu tamamen
keyfi ve hiçbir yere götürmeyen bir metot olarak görünür. Ancak var olan
her şeyin birliğini anlayan ve bu birliğin anahtarına sahip olan kişi
için teozofik toplama metodu derin bir anlama sahiptir çünkü o bütün
farklılığı, onu yöneten ve 1’den 10’a kadar olan sayılarla ifade edilen
ana kanunlara ayrıştırır.

Daha önce bahsedildiği gibi,
sembolizmde sayılar belirli geometrik figürlerle bağlantılıdır ve bunlar
birbirlerini karşılıklı olarak tamamlar. Kabala’da ayrıca bir harfler
sembolizmi ve bununla birlikte bir kelimeler sembolizmi kullanılır.
Sayılar, geometrik figürler, harfler ve kelimelerden oluşan dört
sembolizm metodunun birleşimi karmaşık fakat daha mükemmel bir metot
verir.

Ayrıca bir sihir sembolizmi, simya sembolizmi, astroloji
sembolizmi ve bunları tek bir bütünde birleştiren bir Tarot sembolleri
sistemi vardır.

Bu sistemlerin her biri birlik fikrini iletme
konusunda bir araç olarak hizmet edebilir. Ancak aynı sembol, ne kadar
iyi niyetli olsalar da yeteneksiz ve cahil kişilerin elinde bir “aldanma
aracı” haline gelir. Bunun nedeni bir sembolün hiçbir zaman son ve
kesin anlamda ele alınamayacağı gerçeğidir. Bir sembol sonsuz
farklılığın birliğiyle ilgili kanunları ifade ederken incelenebilecek
sonsuz sayıda açıya sahiptir ve onu ele alan kişiden onu eşzamanlı
olarak farklı açılardan görebilme yeteneğini talep eder. Sıradan dilin
kelimelerine aktarılan semboller onlar içinde katılaşır, donuklaşır ve
anlamı, dar dogmatik kalıplara hapsedip konuyu mantıksal bir açıdan
inceleme göreceli özgürlüğünü bile ortadan kaldırarak kolayca
“kendilerinin zıttı” haline gelirler. Buna neden olan şey sembolleri
sözel olarak anlamak, bir sembole tek bir anlam atfetmektir.

Gerçek tekrar bir yalan tabakasıyla örtülmüştür ve onu keşfetmek için büyük
bir reddediş gerekir ve sembol fikri bu reddediş içinde kaybolup gider.
Dini sembollerin, simyayla ilgili sembollerin ve özellikle sihirle
ilgili sembollerin onları sözel olarak ve sadece tek anlamda ele alan
kişilerde ne çeşit aldanışlara yol açtığı iyi bilinmektedir.

Öte yandan, sembollerin doğru anlaşılması uyuşmazlığa yol açamaz. Bilgiyi
derinleştirir ve teorik düzeyde kalamaz çünkü gerçek sonuçlara, bilgi ve
varlığın birleşmesine, yani Büyük Eylem”e yönelik çabaları
yoğunlaştırır. Saf bilgi iletilemez fakat sembollerle ifade edildiğinde
onlar tarafından sanki bir peçeyle örtülür, bununla beraber, arzu
edenler ve nasıl bakılacağını bilenler için bu peçe saydam hale gelir.

    Makale Yazarı: Duslerkulup

Sizde yorum yazabilirsiniz...