Devletlerin Koruyucu ve Kollayıcı Gücü

Devlet(ler)in koruyucu ve kollayıcı gücü

Ordu bir sınıfın egemenlik biçimi olan devletin koruyucu ve kollayıcı gücü  olarak ortaya çıkmış ve her toplumda kendine özgü bir nitelik kazanmıştır.

Militarizm,devlet ve toplum hayatında askeriyenin egemen olması, ulusal ve sınıfsal mücadelelerin ezilmesi için ordunun gücünün ve etkisinin
artırılması, devletin bir tür askerileştirilmesi şeklinde tanımlanabilir.
Militarizm sözcüğü ilk defa 1850?li yıllarında Fransa?da askeri bir darbe yapan Üçüncü Napolyon?un (Luis Bonapart, Büyük Napolyo?nun yeğeni) askeri diktatörlüğünü karakterize etmek için kullanıldı. Bonapartizm olarak nitelenen bu darbe, Roma İmparatorluğu?nda Sezar dönemine göndermeler yapılarak teorileştirildi. Bonapartizm sonraki yıllarda ordunun devleti ve toplumu yukarıdan aşağıya doğru yeniden düzenleme fonksiyonuyla ilgili olarak tanımlandı.
Fransız devriminin bütün politik kazanımlarını birer birer yok eden Napolyon Bonapartın?ın (1762-1821) bazı sözleri militarizmin mantığı konusunda
önemli ipuçları vermektedir. Napolyon?un militarist kesimler arasında bugün hala önemini koruyan şu sözleri önemlidir: ?Eninde sonunda devleti
yönetmek için asker olmalıdır. Devlet, yalnız mahmuzlar ve çizmelerle yönetilir… Ben kan döktüm, belki daha da dökeceğim, ama öfkelenmeden
ve sadece kan almanın politika hekimliğinde yeri olduğu için… Bir devleti yönetmek için bir sürü yargıç, bir sürü jandarma, bir sürü asker ve bir hayli de para ister?.
Ordu bir sınıfın egemenlik biçimi olandevletin koruyucu ve kollayıcı gücü olarak ortaya çıkmış ve her toplumun kendine özgü bir nitelik kazanmıştır. Aynı şekilde bu tarihsel sürece uygun olarak savaş araç ve gereçleri de gelişmiş, süreç içerisinde ?okun yerini mermi?, ?kanonun yerini gemi?, ?atın yerini
uçak?, ?at arabasının yerini tank?, ?ateşin yerini bomba ve füze? almıştır.
Bugünün savaş sanayi de Antik Çağ?ın demir ve Tunç sanayinin yerini almıştır. Savaş sanatı, bilimin gelişmesinde önemli bir yer tutmuş, fakat gelişen bilim de daima askerlikte kullanılmıştır. Denilebilir ki, birçok bilimsel buluş önce askerlik sanatı çerçevesinde olmuş ve kullanılmıştır…
Militarizm sömürüye dayalı toplumlarda görülmekle birlikte, esas olarak kapitalist toplumda belirgin bir nitelik kazandı. Militarizm en keskin çizgileriyle Birinci ve İkinci Dünya Savaş?ında görülmüştür. Günümüzde de başta ABD olmak üzere, bütün emperyalist ülkeler ile onların müttefiki olan ülkelerde etkilidir.

Kapitalizmin emperyalist aşamasında silah üretimine pazar açmak için savaşlar çıkarılır ve sürdürülür. Savaş sanayi ile yaratılan ikame piyasası, ağır
sanayi ürünlerinin devlet tarafından satın alınması için yaratılmış yeni bir satın alma gücüdür. Bu nedenle silahlanma, büyük kapitalist tekellerin ana mallarını değerlendirmek için yapılmaktadır.
Kapitalist sistemde savaş ekonomisi amaç ve araç olarak iki yanlıdır. Savaş ekonomisinde savaş, amaç olarak çıkarılır ve savaş sanayi dışındaki
tüketim kısıtlanır. İkinci Dünya Savaşı?nda Nazi Almanya?sında ?tereyağı yerine tank sloganı? ile bu dile getirilmiştir. Savaş sanayi, yıllık cirosu ile dünyanın birinci sektörüdür. Militarist ülkelerde savaş sanayine yapılan yatırımlar eğitim ve sağlık gibi insanların en temel gereksinimleri olan sektörlerden 10 kat daha fazladır. Bu pay, militarist devletlerin yıllık bütçelerinde ve resmi verilere göre % 25-35 arasında muazzam oranlar tutmaktadır. Savaş ekonomisinin belli bir anlamda kurucusu İngiliz ekonomisti Keynes olmuştur. Keynes, ?kapitalist ekonominin durgunluğu, yerini, sürekli bir savaş ekonomisine
bırakmalıdır? demiştir. Lenin ise, ?Savaş ekonomisi, kapitalist üretim sisteminin kendi çöküş evresinde bulduğu temel ikame politikalarını temsil eder? demiştir. Lenin daha 1917?de emperyalizmin sadece tekelci kapitalizmle kalamayacağını zamanla tekelci devlet kapitalizmine dönüşeceğini ve bu sürecinde dünyanın yeniden paylaşımına yol açacağını yazmıştır. İkinci dünya Savaşı onun bu görüşünü doğrulamıştır.

    Makale Yazarı: Duslerkulup

Sizde yorum yazabilirsiniz...