Bursanın İznik İlçesi Hakkında Detaylı Bilgi 3

iznikte boğulma resmi
AYASOFYA MÜZESİ (ST. SOPHIA)
Müze şehrin tam ortasında, kentin dört kapısına ulaşan yolların
kesiştiği noktada yer almaktadır. İlk olarak M.S. VII. yüzyılda
Romalılar tarafından inşa edilen Gimnasium üzerine Bizans Döneminde
Bazilika olarak inşa edilmiş olan Ayasofya Müzesi, çeşitli hasar ve
onarımlar nedeniyle bugüne kadar büyük bir değişime uğramıştır. XI. yüz
yıldaki depremden sonra yenilenmiştir. Üç sahınlıdır. Orhan Gazi
tarafından 1331 yılında camiye dönüştürülen yapı, Kanuni döneminde Mimar
Sinan tarafından yapılan büyük değişikliklerle yenilenmiştir. 1935 ve
1953 yılında gerçekleştirilen onarım sırasında, renkli taşlardan taban
mozaikleri ve Sythronon’u ortaya çıkartılmıştır. Apsisin yanındaki
odaların içinde freskolar vardır. M.S. 787 yılında (24 Eylül?23 Ekim)
VII. Ekümenik Konsil bu binada toplanmıştır. Günümüzde ise müze olarak
hizmet vermektedir. ***

*** T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü İznik Tanıtım Kitapçığı
Baskı: Gökçe Ofset Ltd. Şti. Ankara 2009

HYPOGE (YERALTI MEZARI)
Hipoje, Elbeyli kasabasının Hesbekli mevkiinde M.S. IV-V. yüzyılda
yapıldığı anlaşılan benzersiz bir yeraltı mezar odasıdır. Üzeri bir
tonozla örtülüdür. Tavan ve duvarları bitkisel ve geometrik motifler ile
hayvan figürlerinden oluşan fresklerle dekorludur. Fresk tekniğinde
yapılmış Bizans resim sanatının en güzel anıtsal örneklerinden biri
olup, Hıristiyan dini motiflerinin sembolik bir anlayış ile betimlenmesi
bakımından önemli bir eserdir. Hipojeyi ölümsüzleştiren iç duvar
yüzlerinin ve tonozun çok renkli fresklerle kaplı olmasıdır. Çeşitli
renklerdeki tabii boyaların kullanıldığı freskler yapıldığı günün
canlılığını korumaktadır.***

*** T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü İznik Tanıtım Kitapçığı
Baskı: Gökçe Ofset Ltd. Şti. Ankara 2009

SU KEMERLERİ (AQUADUCTS)
Doğu yönünden kente gelen ve Lefke Kapı’nın dışında biten suyolları,
M.S. VI. yüzyılda (527?565 yılları arasında) İmparator Jüstinien
tarafından yaptırılmıştır. Su kemerleri antik dönemden yakın geçmişe
kadar kentin su ihtiyacını karşılamaktaydı. Havuz Başı-Lefke Kapı
arasındaki suyolu günümüzde de ayaktadır.***

*** T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü İznik Tanıtım Kitapçığı
Baskı: Gökçe Ofset Ltd. Şti. Ankara 2009

AFTİZHANE (BÖCEK AYAZMASI)
Yeni Mahalle’de Koimesis Kilisesi?nin hemen doğusunda bir bahçe
içerisindedir. M.S. VI. yüzyılda inşa edilmiştir. İçine 11 basamaklı
merdiven ile inilerek ulaşılan bir oda halindeki vaftizhane, dairevi
planlı ve bir kubbeli bir yapıdır. Ortasında (merkezinde) kare şeklinde
mermer taşlar ile çevrili bir vaftiz teknesi (havuz) yer alır. Vaftiz
havuzunun çevresinde İbranice ve Grekçe yazılar mevcuttur. ***

*** T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü İznik Tanıtım Kitapçığı
Baskı: Gökçe Ofset Ltd. Şti. Ankara 2009

KOİMESİS KİLİSESİ
Yeni Mahalle, Mustafa Kemal Paşa Sokak’ta bulunan Koimesis Kilisesi
VIII. yüzyılda (750 tarihinde) Piskopos Hyakinthos tarafından İnşa
ettirilmiştir. Hyakinthos Manastırı olarak da biliniyordu. Üzeri büyük
bir kubbe ile örtülü olan kilisenin apsis yarım kubbesi ile bazı
tonozlarını mozaikler süslüyordu. Apsis yarım kubbesinde altın zemin
üzerinde kucağında Hz. İsa olan bir Meryem mozaiği, iki yanında İse
imparator elbiseleri ile giyimli dört baş melek tasviri yer alıyordu.
İçeride ayrıca dört İncil yazarını, kitaplarını hazırlar vaziyette
gösteren dört mozaik daha dikkati çekiyordu. Bunlardan başka geç döneme
ait ikonalar ve yağlı boya tablolar da vardı. Bu modern resimlerden
birinde 325 yılı konsili tasvir edilmiştir. Kilise 1922 yılında Kurtuluş
Savaşı sırasında tamamen yıkılmıştır. ***

*** T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü İznik Tanıtım Kitapçığı
Baskı: Gökçe Ofset Ltd. Şti. Ankara 2009

HAGIOS TRYPHON KİLİSESİ
Yenişehir Kapıya giderken ****** Caddesinde sağ taraftadır. XI.
yüzyıldan sonra (1255?1256) İznik Hükümdarı II. Thedoros Lascaris’in bir
felsefe okulu ile birlikte yaptırdığı kilise, şu anda kalıntı haldedir.
Plandan büyük bir kubbe ile örtülü olduğu ve tabanının çok süslü
mozaiklerle kaplandığı anlaşılmıştır. ***

*** T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü İznik Tanıtım Kitapçığı
Baskı: Gökçe Ofset Ltd. Şti. Ankara 2009

AYATRİFON KİLİSESİ
İstanbul Kapıya giden caddenin sol tarafındadır. Birkaç duvar ve döşeme
mozaiklerinden parçalar bulunmuştur. Dört sütunlu, kapalı haç planlı bir
kilisedir. Duvar tekniği ve planı kilisenin X-XII. yüzyıllarda
yaptırılmış bir Bizans eseri olduğunu göstermektedir. Agalma
Manastırı’na ait bir kilise olduğu da öne sürülmektedir. ***

YEŞİL CAMİ
İznik’in sembolü olan ve en muhteşem kültür varlıklarımızın başında
gelen Yeşil Cami, adını yeşil çinili ve tuğlalı minaresinden almıştır.
Yapımı 1378’de Çandarlı Halil Hayrettin Paşa tarafından başlatılmış,
ölümü üzerine oğlu Ali Paşa 1391’de tamamlatmıştır. Mimarı Hacı
Musa’dır. Erken Osmanlı döneminin tek kubbeli camileri arasında en
görkemlilerindendir. Son cemaat yeri sütunlu ve ayaklıdır. Mermerlerden
yapılmış caminin mihrabında görülmeye değer ve zengin bir taş işçilik
vardır. Uzunlamasına dikdörtgen biçimindeki iç mekânı kubbe ve
tonozlarla örtülüdür. Kubbesi 10,5 metre çapında ve kuşunla kaplıdır.
Eşsiz minaresi caminin sağ köşesinde yer alır. Gövdesi mavi ve yeşil
renkli çinilerle zikzaklı mozaik tekniğiyle bezenmiştir. ***

*** T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü İznik Tanıtım Kitapçığı
Baskı: Gökçe Ofset Ltd. Şti. Ankara 2009

NİLÜFER HATUN İMARETİ (İZNİK MÜZESİ)
Bugün müze olarak kullanılan bu çok değerli ve önemli yapı 1388 yılında
I. Murat tarafından annesi Nilüfer Hatun anısına inşa ettirilmiştir. XIX
yüzyıl Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Osmanlı
mimarisinde ilk kez ters T planlı olarak yapılmış imaretidir Bina bir
kat küfeki taşı üç kat tuğla sistemiyle inşa edilmiş olup, zengin ve
renkli bir taş ve tuğla işçiliğine sahiptir. 19. yüzyılın sonlarına
kadar imaret işlerini sürdüren yapı Kurtuluş Savaşı’nda Yunan işgali
esnasında büyük ölçüde tahrip olmuştur. Cumhuriyet döneminde 1960’lı
yıllara kadar depo olarak kullanılmıştır. 1960 yılında restore edilen
Nilüfer Hatun İmareti aynı yılın ağustos ayında müze olarak halkın
hizmetine açılmıştır.

Müzede İznik ve çevresinden çıkarılan arkeolojik buluntular ile
Ilıpınar, İznik Roma Tiyatrosu ve İznik’teki çini fırınları kazılarından
çıkarılan eserler sergilenmektedir. Müze bahçesinde Yunan, Roma, Bizans
ve Osmanlı eserleri yer alır.
Bu eserler sütun başlıkları, lahitler, kabartmalar, korkuluk levhaları
ambonlar, sterler, yazıtlar, çörtenler sütün tamburları, vaftiz
havuzları, pişmiş toprak levhaları ve İslami Mezar taşlarından
oluşmaktadır.

Müzenin içinde ana bölümde; prehistorik seramik; Yunan-Roma-Bizans cağı
seramiği, taş eserler, cam malzeme, sikkeler, ziynet eşyası, kandiller,
madeni eserler sergilenmektedir. Ana bölme açılan sağ yandaki odada
Bizans ve Osmanlı seramikleri, fırın malzemeleri, el yazmaları, tütün,
para, saat, tabanca ve tüfekler, süs eşyaları mutfak malzemeleri
etnografik ve İslami sikkeler sergilenmektedir. **

*** T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü İznik Tanıtım Kitapçığı
Baskı: Gökçe Ofset Ltd. Şti. Ankara 2009

HACI ÖZBEK CAMİ

1333 yılında İznik?te inşa edilen en eski Osmanlı camisidir. Üstü 8
metre çapında kiremit kaplı bir kubbe ile örtülü, kare planlı ve
minaresizdir. Yapımında kesme taş ve tuğla kullanılmıştır. Halk arasında
Çarşı (Çukur) Cami diye adlandırılan Hacı Özbek Cami, İznik’te inşa
edilen ilk Osmanlı camisidir 1959 yılında restore edilen cami ibadete
açıktır. Osmanlı mimarisinde son cemaat yerini de örten tek kubbeli
camilerin en eski örneklerinden olması bakımından da önemlidir ***

*** T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürlüğü İznik Tanıtım Kitapçığı
Baskı: Gökçe Ofset Ltd. Şti. Ankara 2009

ŞEYH KUTBUDDİN CAMİİ VE TÜRBESİ
Nilüfer Hatun İmaretinin (İznik Müzesi’nin) güneye bakan tarafının
karşısında olup Sultan II. Beyazıt?ın vezirlerinden Çandarlı İbrahim
Paşa tarafından XV. yüzyılda yaptırılmıştır. Şeyh Kudbeddin Camii
tamamen yıkılmış durumdadır. Caminin, yanındaki türbeden bir süre sonra
yapıldığı tahmin edilmektedir. Tek kubbeli ve kare planlı kubbede
İznik’in tanınmış müderrislerinden olan ve 1418’de vefat eden Şeyh
Kudbeddin yatmaktadır. 2007 yılında orijinaline uygun olarak onarılmış
ve ibadete açılmıştır ***

EŞREFİ RUMİ (EŞREFZADE) CAMİİ VE TÜRBESİ
Eşrefzade Mahallesi, Ali Çandar Sokağın hemen girişinde bulunan cami,
II. Beyazıt?ın oğlu Şehinşah’ın eşi Mükrime Hatun tarafından XVI.
yüzyılda yaptırılmıştır. Caminin ve türbenin duvarları Sultan IV. Murat
tarafından (1640?1643) çinilerle kaplatılmıştır. Kurtuluş Savaşı
sırasında Yunanlılar tarafından tamamen yıkılan cami 1950 yılında aslına
benzer boyutlarda yeniden inşa edilmiştir. Eski camiye ait sadece
minare ayaktadır. Minarenin külah bölümü yıkılmıştır. Çini kuşakların
yer aldığı gövdesi ise çemberler İle sarılarak sağlamlaştırılmıştır.
Caminin hemen yanında hazire şeklindeki türbede XV. yüzyılın büyük
mutasavvıfı ve şairlerinden olan ve kendisini “gah muti gah asiyem, gah
alim gah amiyem” diye tanıtan Eşref-i Rumî yatmaktadır ***

MAHMUT ÇELEBİ CAMİİ
Mahmut Çelebi Mahallesinde Ayasofya Kilisesi’nin yüz metre güneyindedir.
Kitabeye göre bu eser, Sultan II. Murat’ın kayın biraderi ve Çandarlı
Halil Hayrettin Paşa’nın torunu (İbrahim Paşa’nın oğlu) vezir Mahmut
Çelebi tarafından 1442 yılında yaptırılmıştır. Tek kubbeli caminin tuğla
örgülü bir minaresi ve giriş portalı üzerinde bir kitabesi vardır.
Yeşil Cami’nin küçük bir örneğidir. ***

YAKUP ÇELEBİ ZAVİYESİ VE TÜRBESİ
Yeni Mahalle’de şehir garajının güneyinde olan cami, I. Murat’ın oğlu ve
Yıldırım Beyazıt?ın kardeşi Yakup Çelebi tarafından XIV. yüzyılda ters T
planına göre inşa ettirilmiştir. Nilüfer Hatun İmareti’nde görülen
itinalı taş ve tuğla işçiliği burada da görülür. Cami saçakları,
tuğladan testere dişi biçiminde dekore edilmiştir. 1919 yılına kadar
imaret, 1934’ten sonra da müze deposu olarak kullanılan yapı 1963
yılında restore edilmiş ve cami olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Bahçesindeki türbe Yakup Çelebi adına yaptırılmış bir makam türbesidir.
Zira Yakup Çelebi Bursa’da babası I. Murat Hüdavendigar’ın yanında
gömülüdür. ***

ORHAN GAZİ CAMİİ VE HAMAMI
Cami, Yenişehir Kapı dışında, Kırgızlar türbesi karşısındaki bahçenin
içerisinde kalıntı halindedir. Orhan Gazi’nin 1334?1335 tarihinde
yaptırıp bizzat eliyle İlk aşı dağıttığı imaret, 1963’te Prof. Dr. Oktay
Aslanapa başkanlığında bir bilimsel heyet tarafından kazı çalışmaları
sonunda caminin temelleri ve kitabesinin parçaları ile ortaya
çıkarılmıştır. Camiye ait kitabe İznik müzesinde muhafaza edilmektedir.
Hamam ise cami ile surlar arasında yer almakta olup harabe halindedir.
***

SÜLEYMAN PAŞA MEDRESESİ
Süleyman Paşa Medresesi, İznik’i kültür merkezi yapan medreselerden
sadece bir tanesi olup, Rumeli fatihi olarak bilinen Orhan Gazi’nin oğlu
Süleyman Şah tarafından 1332 yılında yaptırılmıştır. İznik?te günümüze
gelen ayakta kalmış en eski Osmanlı eseridir. Avlulu medreselerin de ilk
örneğidir. Binada 11 hücre, bir dersane ve bunları örten 19 kubbe
mevcuttur. Medrese açık avlulu ve “U” planlıdır. Günümüzde Süleyman paşa
medresesi çiniciler çarşısı olarak hizmet vermektedir. ***

İSMAİL BEY HAMAMI
Beyler Mahallesi, Sultan Hamam sokaktadır. Halk arasında Mescid Hamam
olarak da anılır. 1989?1990 yıllarında konstrüksiyon bir şemsiye ile
koruma altına alınmıştır. XIV. yüzyılda Beylikler devrinden kalan
hamamın iç mimarisi çok ilginçtir. Hamamın üstü spiral kubbe ile
örtülmüştür. İçbükey on iki spiral dilimli kubbenin merkezinde ve her
diliminde aydınlık açıklıklar görülür. Duvarlarındaki iskalaktikler ve
dönerli kubbesi izleyenleri hayran bırakmaktadır **

II. MURAT HAMAMI (HACI HAMZA HAMAMI)
Mahmut Çelebi Camii’nin yanındadır. XV. yüzyılda İnşa edilmiştir.
Erkeklere ve kadınlara ait bölümleri olduğu İçin “Çifte Hamam” olarak da
anılmaktadır. Hamamın erkekler bölümü bugün de işlevini sürdürmektedir.
***

I.MURAT HAMAMI(MEYDAN HAMAMI)
Büyük hamam olarak ta bilinen bu yapı, İznik?te bulunan 3 hamamdan
biridir. ****** Caddesi üzerinde bulunan bu hamamİ14.yy?ın sonun 16.yy
ilk yarısına tarihlenmektedir. I.Murat hamamı olarak ta bilinir. Çifte
hamam planındaki yapının sıcaklık bölümüm malakiri bezemelidir. Hamamda
tuğla hatıllı taş duvar tekniği kullanılmıştır. ***

KONAK HAMAMLARI
Ayrıca kentin çeşitli yerlerinde mimari ve bezeme bakımından sade bir
işçilikle yapılmış, üzeri yan yana iki kubbe ile örtülü, konaklara ait
özel hamamların kalıntıları mevcuttur. ***

RÜSTEM PAŞA HANI
Buğun evler arasında kalmış duvar kalıntıları halindedir. Yalnız kuzey
ve batı duvarlarının bir bölümü ayaktadır. Yapının XVI. yyda Kanuni
Sultan Süleyman?ın sadrazamı Rüstem Paşa adına Mimar Sinan Tarafından
inşa edildiği sanılmaktadır. ***

KIRGIZLAR TÜRBESİ
Yenişehir Kapı dışında surlardan 250 m. ileride İznik-Yenişehir
asfaltının sağındadır. İznik’in Türkler tarafından fethi sırasında
yararlılıklar gösteren Kırgız Türklerinin anısına, Orhan Gazi tarafından
1331 tarihinde inşa ettirilmiştir. İçinde yedi büyük ve bir çocuk lahdi
bulunmaktadır. Türbe, mimarisi ile kalem işi süslemeleri bakımından
büyük değer taşır. ***

SARI SALTUK TÜRBESİ
XIV. yüzyıl yapısı olan türbe, Lefke Kapı dışında Bizans devri su
kemerlerinin güneyinde bir bağ içinde yapılmış bir makam türbesidir ***

DAVUDİ KAYSERİ TÜRBESİ VE ÇINARI
İznik Müzesinin Kuzeyinde, Davudi Kayseri Sokakta bulunmaktadır. 1260?lı
yıllarda doğduğu düşünülen Davud-i Kayseri hakkında yeterli bilgi
yoktur. Öğrenim hayatına Kayseri?de başlamış ve daha sonra Mısır?a
gitmiştir. Osmanlı devleti?nin ilk medresesi olan Süleyman Paşa
Medresesi?nin ilk müderrislerindendir. Hadis, fıkıh gibi dini ilimlerin
yanı sıra felsefe ve mantık gibi akli ilimlerde dersler ve eserler
vermiştir. Düşünce sistemi ve görüşleri açısından dönemine ve döneminden
sonraki düşünürlere öncülük etmiştir. Davud-i Kayseri?nin mezarı
yaklaşık 1251 yıllık bir çınarın yanında olduğu bilinmekteydi ancak
türbe ile ilgili herhangi bir belirti günümüze ulaşmamıştı. Türbe
çalışmaları ve çevre düzenleme çalışması tamamlanarak ziyarete
açılmıştır. ***

ALAADDİN-İ MISRİ TÜRBESİ
Beyler Mahallesi Alaaddin-i Mısri sokağındadır. Üstü açık olan türbede
ilk Osmanlı müderrislerinden Alaaddin-i Mısri yatmaktadır. ***

ABDÜLVAHAB SANCAKTARİ TÜRBESİ
İznik, Bizanslıların elinde iken şehri kuşatan İslam ordusundan
Abdülvahab adındaki bir kişiye ait olduğuna inanılan bu yatır, kentin
doğusundaki şehre ve göle egemen tepededir. Türbe kitabesizdir. Söz
konusu şahsın VIII. yüzyılda kuşatma esnasında İslam ordularına büyük
yararlılıklar gösterdiği kabul edildiğinden Türkler, İznik’i aldıktan
sonra anısına bir türbe yaptırmışlardır. Abdülvahab, efsaneye göre VIII.
yüzyılda yaşamış bir sancaktardır. İslam orduları İznik’i kuşatırken
şehit düşmüştür. Türbeye bayraklar asılmakta, adaklar adanmaktadır. Bu
nedenle türbe halk arasında “Bayraklı Dede” olarak da anılır. **

ÇANDARLI HALİL HAYRETTİN PAŞA TÜRBESİ
Lefke Kapı dışında şehir mezarlığının içindedir. Kitabesinden Orhan
Bey’in oğlu Murat Bey zamanında XIV. yüzyıl sonlarında (1379) Çandarlı
Ali oğlu Halil’in izni ile yapıldığı anlaşılmaktadır. Hayrettin Paşa ile
Ali Paşa’nın mezar taşlarının işçiliği emsalsizdir. Her iki sandukanın
baş ve ayak taşlarının iki yüzünde kitabe İskalaktitler mevcuttur. Mezar
taşlarının üzerinde Farsça girift yazılar tam bir sanat harikasıdır.
Batıdaki odada ise Halil Hayrettin Paşa’nın ahvadının mezarları vardır.
Buradaki en yeni mezar 1885 tarihlidir. Bu da Çandarlı torunlarının
yakın bir geçmişe kadar İznik’te yaşadıklarını gösterir. Halil Hayrettin
Paşa, Osmanlı tarihinde önemli rol oynayan ünlü Çandarlı soyunun
kurucusudur ***

ÇANDARLI İBRAHİM PAŞA TÜRBESİ
1429 yılında inşa edilen türbe Kılıçaslan Caddesi üzerinde, Lefke
Kapı’ya varmadan sol tarafta yolun sonunda yer alır. Türbedeki kitabeli
dört mezardan büyük olanı Halil Hayrettin Paşa’nın küçük oğlu İbrahim
Paşa’ya aittir. ***
iznik yeşil cami en güzel foto
ÇANDARLI KARA HALİL PAŞA
Türbe Kılıçaslan Caddesi üzerinde, İtfaiye ve Özel İdare Müdürlüğünün
hemen karşısındadır. Çandarlı İbrahim Paşa’nın büyük oğlu ve II. Murat
ile Fatih Sultan Mehmet yıllarının sadrazamı meşhur Çandarlı Kara Halil
Paşa, İstanbul’un fethine yeni bir Haçlı Seferine sebebiyet vereceği
düşüncesiyle karşı çıkmıştır. Ancak İstanbul’un fethinden sonra idam
edilerek kendinden önce ölen oğullarının yanına gömülmüştür. Osmanlı
tarihinde idam edilen ilk sadrazamdır. Türbe 1455 yılına aittir ***

EŞREF BABA TÜRBESİ
İlçenin 1 km kuzeydoğusunda zeytin ve elma bahçelerinin içerisindedir.
XIV. yüzyılda inşa edilen türbede Eşref oğlu Abdullah Rumî’nin babası
yatmaktadır.

AHİVEYN SULTAN (AFYON SULTAN TÜRBESİ)
Beyler Mahallesinde bir çocuk parkının içindedir. Halk arasında Afyon
Sultan olarak da anılmaktadır. Ahiveyn Sultan, Osmanlı İmparatorluğu
döneminde İznik Ahi Örgütü temsilcisi idi. Türbe vasıfsız bir yapı olup
XV. yüzyıla aittir. ***

HUYSUZLAR TÜRBESİ

İstanbul Kapı’ya giderken ****** Caddesi üzerinde sol taraftadır.
Özelliksiz ve kitabesiz bir türbedir. XVIII. yüzyıla tarihlenen türbede
üç mezar bulunmaktadır. Türbeye belli bir süre bırakılan huysuz
çocukların uslanacağına inanılır. Bu inanç ve gelenek bugün de devam
etmektedir. ***

NAMAZGÂH (ARAP CAMİ)
Lefke Kapı dışında Cezaevi yolu ile Abdülvahab Tepesi yolu arasındadır.
XIV. yüzyıl Selçuklu geleneğini yansıtan yapının, Osmanlı ordusunun
İznik’i kuşatma sırasında İbadet edebilmesi için yaptırıldığı
sanılmaktadır ***

İZNİK ÇİNİ FIRINLARI KAZI ALANI
II. Murat Hamamının (Hacı Hamza Hamamı) doğusundadır. İznik’te Osmanlı
dönemi çini-keramik fırınlarını araştırmak üzere, kazı ve sondajlara,
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr.
Oktay Aslanapa başkanlığında kalabalık bir ekiple, 1964 yılında
başlanmış ve bu çalışmalar kesintisiz olarak 1969 yılına kadar devam
etmiştir. XVII. yüzyıla kadar Türk Çini Sanatının en güzel çini
Örneklerini yaratan fırınlardan birçoğu, bu kazı çalışmalarında bulunmuş
ve açığa çıkarılmıştır. Ünlü İznik Çinileri, XV. ve XVI. yüzyıllarda
küçük kubbeli bir pişirme ocağından ibaret olan bu fırınlarda
üretilmiştir. 1981 yılında bu kez Prof. Dr. Ara Altun başkanlığında
bilimsel bir heyetin öncülüğünde II. dönem kazıları başlamış olup, halen
devam etmektedir ***
DOĞAL ANITLAR
Doğal anıtların başında, tarihi Topkapı Çınarı, Hespekli Çınarı, Müşküle
Çınarları, Havuzbaşı Çınarı ve Kaymakköşkü Çınarı gelmektedir. Şehrin
kuzeydoğusunda Eşrefzade Mahallesi Alaaddin-i Mısri sokakta bulunan ve
bir tabiat anıtı olan Topkapı Çınarı’nın 650 yaşında olduğu tahmin
edilmektedir. Kılıçaslan Caddesi’nde karşılıklı olarak sıralanan ve
ilçenin muhtelif yerlerinde göklere doğru yükselen asırlık çınar ve
serviler gerçekten dikkat çekicidir.**
Marmara Bölgesi?nin Güney Marmara Bölümü?nde, en büyük, Türkiye?nin ise
beşinci büyük doğal gölü olan İznik Gölü, tektonik bir tatlı su gölüdür.
Marmara Bölgesi?nin doğu-batı doğrultusunda peş peşe dizilmiş çukur
sistemlerinden Pamukova-İznik-Gemlik Körfezi çöküntü alanı sırasının
orta kesimindeki tektonik kökenli bir çukurun dolması ile oluşan göl,
elips şeklindedir. Kuzeyinde Samanlı Dağları, güneyinde Avdan Dağı
vardır. 298 km2?lik yüzölçümü ile Marmara Bölgesi?nin en büyük gölüdür.
Uzunluğu doğu-batı doğrultusunda yaklaşık 32 km. en geniş yeri 11,5
km.dir. Derin göllerden olan İznik Gölü?nün büyük kesiminde derinlik 30
m.yi aşmaktadır.

Gölün güney kıyısının açığında kıyıya paralel olarak 13 km. boyunca
uzanan bir çukur bulunmaktadır. Yaklaşık 60 m. derinliğindeki bu çukurun
en derin yeri 65 m.yi bulur. Gölün su yüzeyi ise deniz seviyesinden 85
m. daha yüksektedir.

İznik Gölü?nün su toplama alanı 1.246 km2?dir. Göle su taşıyan
akarsuların en önemlileri kuzeydoğudaki Karadere ile güneybatı kesimine
akan Kocadere adı ile bilinen Sölöz Deresi?dir. Göl bunlardan başka
dipdeki karstik kaynaklar ve yağmur suları ile de beslenmektedir. Karsak
Suyu gölün fazla sularını Gemlik Körfezi?ne boşaltır. Karsak Suyu
aslında doğrudan İznik Gölü?nden çıkmayıp, gölün güneybatısında bulunan
birkaç metre yükseklikteki çakıl ve kum setinden sızan sularla oluşur.
İznik Gölü 1990 yılında Sit Alanı ilan edilmiştir. Göl bütünüyle tarım
alanları ve zeytinliklerle çevrilidir. Tarım alanları için gölden su
alınmaktadır. 1963?te gölün batısındaki seddenin yapımı sonucunda 416 ha
sulak alan kurutulmuştur. Su tutma amacıyla da yapılan bu sedde, gölü
kısmen bir rezervuara dönüştürmüştür.

Gölde sık sazlıkların arasında karışık koloniler kuran küçük karabatak
ve gece balıkçılı ile önem kazanmıştır. Nedeni tam bilinmemekle
birlikte, İznik Gölü kış aylarında önemli sayıda su kuşu
barındırmamaktadır. Yine de, İç Anadolu gölleri donduğunda kuşlar için
önemli bir sığınak oluşturduğu söylenebilir

Antik Çağda Ascania Limne olarak anılan İznik Gölü, Homeros´un ünlü
İlyada´sında da yer alır. 1648 yılında İznik?e gelen Evliya Çelebi ise
Seyahatnamesi?nde buradan; “Burası beşinci iklimin yaşandığı yerdir.
Suyu ve havası çok güzeldir. Bu gölün çevresinde 45 tane köy vardır ki,
bunlar bağlı bahçeli, camili, hamamlı, küçük birer çarşılı mamur
köylerdir. Bu gölün suyunda civar ahali çamaşır yıkar. Hiç sabun
sürmedikleri halde yine de bembeyaz olur. Bu gölde 70 çeşit balık
bulunur” diye söz etmiştir.

Gölün batısında, Türkiye´nin en geniş ve en güzel piknik alanları
bulunmaktadır.Bir tarafı çamlık diğer yanı tertemiz gölü, Türkiye´nin
her yerinden binlerce insanı çeker kendisine. Günü birlik dinlenme
alanları dışında çadır turizmine de açıktır. Burada her tür sosyal
tesisler bulunur. Gölün bu bölgesi, 1950´li yıllara kadar bataklık
idi.Yapılan çalışmalar ile suyun taşması engellenmiş ve bataklık
kurutulmuştur.

Gölde, Karabatak, Tepeli Kutan, Küçük Balaban, Gece Balıkçılı Alaca
Balıkçıl, Çeltikçi, Erguvan Balıkçıl, Angıt, Macar Ördeği, Yılan Kartalı
ve Martı türü kuşlar bulunmaktadır. Gölde Yayın, Aynalı Sazan, Tatlı Su
Yılanı, İlik Balığı, Tatlı Su Levreği, Gümüş Balığı, Ördek, Kızıl Kanat
yetişmektedir. Gölde yosun ve bitki türleri de zengindir. Dipte pamuk
veya üstüpü şeklinde açık yeşil renk bir yosun türü yaygındır. Bu yosun
suyun çalkalanmasını ve göl suyunun oksijeninin azalmasını önler.
Balıkların beslenmesini sağlar. Sulama ve avcılık yanında çamaşır ve
bulaşık yıkamada, duş almakta, yemek ve çay yapımın da, suyun sodalı
oluşu nedeniyle vücuttaki yara bere, sivilcelerin tedavisinde, içilerek
mide hazımsızlığının giderilmesinde kullanılmaktadır. Genelde tarım
yapılan göl çevresinde az yükseklikli kayalar ve tepeler
bulunmaktadır.**
Çini Sanatının tarihi ilk Müslüman Türk devletlerinden Karahanlılar’a
kadar dayanmaktadır. Bu da çini sanatının bin yılı aşkın bir geçmişe
sahip olduğunu göstermektedir.

Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları çiniyi mimari süslemelerde
sıkça kullanmış Anadolu Selçuklu Devleti’nin dağılmasından sonra, çini
sanatında Osmanlı Devleti’nin kuruluşuyla yeni bir dönem başlamıştır.

XV-XVII yüzyıllar arasında Osmanlı mimarisinde İznik Çinisi önemli bir
dekoratif unsur olarak kullanılmış ve büyük bir gelişme göstermiştir.
Çini, cami, mescit, medrese, imaret, hamam, saray, köşk, çeşme, sebil,
kütüphan Türk e gibi çeşitli eserlerde geniş bir kullanma sahası
bulmuştur. Türk mimarisinde ve süsleme sanatlarında çininin yeri
büyüktür. Binanın ihtişamı ve güzelliği süslemeleri ile önem kazanır.
Süsleme unsurları o yapının sanat değerini ve estetik güzelliğini
arttırarak kalıcı olmasını sağlar.

Kısacası XV. XVI ve XVII. yüzyıllarda yapılan başlıca yapıları süsleyen,
desen, renk ve teknik bakımdan eşsiz güzellikteki duvar çinileri hep
İznik çini fırınlarından çıktığı gibi birçoğu Avrupa ve Amerika müze ve
koleksiyonlarının en değerli eşyaları arasında yer alan göz kamaştırıcı
güzellikteki tabak, kâse, fincan, kandil ve maşrapalar da yine İznik
fırınlarında yapılmıştır.

XVI. yüzyılda İznik çinileri renk, kompozisyon, motif, teknik ve kalite
yönünden tüm dünyanın beğenisini kazanmış ve ayrıcalıklı bir üne
kavuşmuştur. İznik çinileri müthiş bir ritme ve çeşitliliğe sahiptir.
İnanılmaz derecede bol çeşit ve kompozisyonların uygulandığı İznik
çinilerinin tam bir desen repertuvarını çıkarmak imkânsızdır. Teknik
üstünlüklerinin yan ısıra, İznikli ustaların asıl etkileyici tarafları
desen oluşturmadaki yaratıcı güçleridir.

1648 yılında Şam’a giderken İznik’e uğrayan ve İznik’i gezen ünlü seyyah
Evliya Çelebi İznik’te büyük bir çarşı ve çini fırınları bulunduğuna
işaret eder ve şöyle der: “Burada insanı hayretler içerisinde bırakan
bukalemun (çok renkli) nakışlı öyle çiniler işlenir ki, tarifinden dil
acizdir.”

XVII. yüzyılın sonlarından itibaren İznik çini sanayi ve tekniğinde
duraklama dönemi başladı. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu’nda siyasi ve
askeri otorite boşluğunun ortaya çıkması ve ekonomik bir krizin
yaşanmasına paralel olarak sarayın mimari faaliyetleri ve tezyin işleri
de azaldı. Dolayısıyla sarayın İznik çini yapımcıları üzerindeki
himayesi de kayboldu Böylece İznik çini sanatı eski parlak dönemini
kaybetti.

İznik Çinisinin Yeniden Doğuşu:
300 yıl aradan sonra 1985’de Faik KIRIMLI Usta, İstanbul’dan İznik’e
gelerek Eşref EROĞLU ile birlikte bir atölye kurmuştur. Daha sonraki
yıllarda Rasih KOCAMAN, İznik çiniciliğine duyduğu ilgi ve istekle
İznik’te kendi atölyesini faaliyete geçirmiştir. Bu atölyelerde İznik
klasik çinilerinin üretimine yeniden başlanmıştır. Akademik, teknolojik
ve kültürel destekli İznik Çini ve Keramik araştırmaları için ilk adım
1993’de atıldı ve İznik Eğitim ve Öğrenim Vakfı çatısı altında “İznik
Çini-Seramik Araştırma Merkezi” adıyla bir merkez kuruldu. Böylece İznik
çiniciliği bu vakfın kurulmasıyla yeniden gün ışığına çıktı ve
canlanmaya başladı. Hem de 300 yıl toprağın altında kalmasına rağmen
renklerinden, kalitesinden hiçbir şey kaybetmemiş olarak. XV. ve XVI.
yüzyıllarda Osmanlı Türk Medeniyet Sanatı’nın zirvelerinden biri olan
İznik çinisinin camilerimizde, saraylarımızda, Türk ve dünya müzelerinde
mevcut örnekleri hala hayranlıkla izleniyor.

Ayrıca İznik’te Uludağ Üniversitesi’ne bağlı olarak 1995 yılında “İznik
Meslek Yüksekokulu” açıldı ve 1995?96 eğitim ve öğretim yılında “Çini
İşletmeciliği Programı” ile eğitim ve öğretime başlandı.

Kaynak: iznik.gov.tr

İznik Çinisi yapım aşamaları:
? Desen Tasarımı: İznik çinisi değişik biçimlerde olduğundan (tabak,
vazo vb.) öncelikle uygun desen bu yapılacak çalışmaya göre belirlenir.
? Desen İğneleme: Yapılacak desen kâğıt üzerinde çizgileri iğneyle delinir.
? Hamur Hazırlama: Yapılacak olan çiniye göre kuvars yoğunluğu yüksek hamur karışımı elle yoğrulur.
? Kalıba Dökme: Hazırlanan tahta kalıplara hamur halindeki karışım el baskısı yardımıyla basılır.
? Kurutma: Baskılar doğal ortamda kurutulur.
? Ön Fırınlama: Kuruyan kalıplar için ön fırınlama yapılır.
? Dolgu: İznik çinisi yapısına desenin tam olarak uygulanabilmesi için dolgu yapılır.
? Desen Aktarımı: Delikli desen kalıbından kömür tozu ile çini kalıbına aktarım yapılır. Çini kalıbında desen belirmiş olur.
? Kontürleme: Çizgiler kalem yardımıyla belirginleştirilir.
? Boyama: Desenler oksit özelliği taşıyan boyalar ile boyanır.
? Sırlama: Boyası yapılan çiniler sırlanır ve kurutmaya bırakılır.
? Fırınlama: Sırlanan ürünler fırında belli bir ısıda pişirilir.
Bu yapılan çalışmalarda fırınlama aşamasında çiniler çatladığından
oldukça fazla kayıp verilir. Bu sebeple çinilerin maliyeti artmaktadır.
iznik çinicilik sanatı

    Makale Yazarı: duslerkulup2

Teşekkürler...